AHİ EVREN'İN ÖĞRENCİSİ KIRŞEHİRLİ AHİ TÜRKMEN BABALARINDAN;
ULU TÜRK BİLGE EREN EDEBALİ'DEN ATA ÖĞÜTLERİ:

CAHİL İLE DOST OLMA

Cahil ile dost olma
İlim bilmez, irfan bilmez,
Söz bilmez, üzülürsün

Saygısızla dost olma
Usul bilmez, adap bilmez,
Sınır bilmez, üzülürsün

Aç gözlü ile dost olma
İkram bilmez, kural bilmez,
Doymak bilmez, üzülürsün

Görgüsüzle dost olma
Yol bilmez, Yordam bilmez,
Kural bilmez, üzülürsün

Kibirliyle dost olma
Hal bilmez, ahval bilmez,
Gönül bilmez, üzülürsün.

Ukalayla dost olma
Çok konuşur, boş konuşur,
Kem konuşur, üzülürsün.

Namertle dost olma
Mertlik bilmez, yürek bilmez,
Dost bilmez, üzülürsün.

....

Bir baş ol ki oğul!
Dimdik durasın
Çiğnenip ezilmeyesin

Bir göz ol ki oğul!
İyiliği göresin
Peşinden yürüyesin

Bir dil ol ki oğul!
Zehire bal süresin

Bir yürek ol ki oğul!
Her zaman Hâk diyesin

Ayak olursan oğul
Karınca ezmeyesin
Vakit kıymetli oğul
Sakın boş geçmeyesin...

Faydalı ile faydasız olanı ayırmak için bilgi sahibi olmak gerekir. 
Bilimden payını almamış olanlar kendilerini ölmüş bilsinler.
Kişi, bildiğini öğretecektir. Bildiklerini öğretenler unutulmazlar, hayırla yad edilirler.
Ağaç dikin çünkü ağaç medeniyetin temelidir.

Türk Bilge Eren Edebali 

***

Şeyh Edebâli'nin Osman Gazi'ye Nasihatı, ünlü Osmanlı tarihçisi Cenabi'nin "Cenabî Tarihi" adıyla da bilinen "el-Hâfilü'l-Vâsıt ve Aylemü'z-Zâhirü'l-Muhît" adlı Arapça eserinin Süleymaniye Kütüphanesi'nde kayıtlı bir nüshasında mevcuttur. Mustafa Cenabi, 1540-1590 yılları arsında yaşamıştır. 
Oğul;

“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Hırsımız, bencilliğimiz…”

Dünya bir garip han, bir hoyrat mekan,
İnsan bir garip varlık kabına sığmayan…
Hayat bir yudum su, bir anlık rüya…
Ömür bir kısa yol tekrarı olmayan…

Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul. Sakın ha kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilere danışarak tutasın, danışırsan yol alırsın, danışmasan yolda takılıp kalırsın oğul.

“Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgarında savrulup gidersin.”

Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun, bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun. Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmasın. Aslolan anahtarın açacağı kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sırlar vardır. Sırlar ki, ebedi muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken cennetin kapılarını aralayasın oğul.

“Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın, azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil, her işin gereğini vaktinde yap!”

Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerektir.

“Yolcu, buruk baş gerek

Gözde daim yaş gerek
Huy biraz yavaş gerek

Yoksa yollar aşılmaz.”. diyen ne güzel söylemiştir. Öfke benliğin yemi, en lezzetli gıdasıdır. Benlik semirdi mi irade yok olur gider. İradesi zayıflayanın ruhu intihar eder. Posalaşmış bir beden taşımak ne ağır zillet, ötelere kapalı bir ruh taşımak ne büyük ihanet.

Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz. “Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktadır.” İnsan ocaklar gibi yanmalı, yanmalı da kimselere gamını ilan etmemelidir. Gözünü ötelere dikesin oğul, hesabını idealine göre yapasın. Şunu da asla unutmayasın: “Her şeyin vakti tayin edilmiştir. Vaktinden önce öten horozun başı kesilir.”

Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına talip olmakta kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaratan’ın kullarına ihsanıdır.

“Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme.”

Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asaletini dünyaya yeniden hakim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul. Ama altının değerini de sarraf bilir, sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Cahilin karşısında altınlarını çamura atmayasın. Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez; sağırdır, kem sözü işitmez; dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi Hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu namusu bilir.

“Ananı, atanı say; bereket büyüklerle beraberdir!”

Anadolu; içinden kıvrım kıvrım ırmaklar akan, ağıtları alev alev ciğerler yakan… “Ana”larla dolu olan…

Ana çile yumağıdır, oğul dua kaynağıdır. Ana yüreği narin bir ipek, ata bileği Hakk’ın diktiği en sağlam direktir. Ne ananın ince yüreğini yakasın, ne de babanın kapı gibi bileğini kırasın oğul. Yarın yuva kurduğunda ocağınla onlar arasında köprü olasın. Ana ve ata düşmemek için sırtımızı dayadığımız duvardır, yarın duvar yıkıldığında kıymetini anlarsın.

“Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!”

Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan “sevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahadır olsa da, muhabbete tuş olur.” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dair hedeflerin var oğul.

Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tacını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir.

İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı,
İyiliğe iyilik her kişinin kârı
Kötülüğe iyilik de, er kişinin kârıymış oğul.
Sen bizim rüyamız, sen bizim devâmız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun.
Zümrüt-ü Anka’nı iyi seç ki Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun.

***

Bir haldaşu dâhi var idü Menteş 
Evran'a yâr olub hemi de sırdaş. 

Kırşehri'de kopdı Sivas'a gitti 
Nice leşker ilen görklü cenk itdü. 

Şol karındaşun Öyük'de kodı 
Hacı Bekdeş idü kim erin adı. 

Gidem didü ol eri salmadılar 
Her bir yanın yollarun bağladılar. 

Hem Ede Balu İnac'ül Gülşehri 
Ol hüma olmuşdı Evran'ın yâri. 
.............
Yunus bile anınla düşdi yola 
Nice âhiyi buluben şad ola. 

Türk Bilge Eren Ahi Evren Menâkıbnâmesi (şiirsel, efsanevi, yaşam öyküsü)

Günümüz Türkçesi ile:

​Menteş adında bir yoldaşı (haldaşı) daha vardı;
O, hem Ahi Evran’a dost hem de sırdaş olmuştu.
​Kırşehir’den ortaya çıkıp (hareket edip) Sivas’a gitti;
Nice askerle birlikte görkemli savaşlar yaptı.
​O (Menteş), kardeşini Öyük'te bıraktı;
O er kişinin adı ise Hacı Bektaş idi.
​(Menteş) Gitmek istedi ama o eri (Hacı Bektaş'ı) bırakmadılar;
Her bir yandan yollarını bağladılar (engel oldular).
​Hem Ede Balı hem İnanç el-Gülşehri,
O "Hüma kuşu" (yüce ruhlu) Ahi Evran’ın yâri (dostu) olmuşlardı.
.............
Yunus (Emre) dahi onunla yola koyuldu;
Nice Ahileri bulup onlarla mutlu/şad olmak için.

​Açıklama: 
​Bu metin, Anadolu’nun manevi mimarları olan Türk Bilge Erenler Ahi Evren, Hacı Bektaş, Yunus Emre, Şeyh Edebali, Gülşehri arasındaki hiyerarşiyi ve dayanışmayı göstermesi bakımından tarihsel bir belge niteliğindedir:

​Menteş ve Hacı Bektaş: Metinde Hacı Bektaş-ı Veli'nin kardeşi Menteş ile olan bağına ve Sivas dolaylarındaki faaliyetlerine değiniliyor.

​Ahi Evran ve Dostları: Şeyh Edebali (Osmanlı'nın manevi kurucusu) ve Gülşehri gibi isimlerin Ahi Evran ile olan yakınlığı vurgulanıyor.

​Yunus Emre: Metnin sonunda Yunus Emre'nin de bu "Ahi" çevresiyle ve bu büyük zatlarla birlikte hareket ettiği, manevi bir yolculuğa çıktığı belirtiliyor.

​Hüma: Metinde geçen "Hüma" ifadesi, ulaşılamayacak kadar yüksekte uçan, devlet ve saadet getirdiğine inanılan efsanevi bir kuştur; burada Ahi Evran’ın yüceliğini nitelemek için kullanılmıştır.

​Bu dizeler, Anadolu Türk birliğinin sadece askeri değil, aynı zamanda tasavvufi ve Ahilik teşkilatlanması üzerinden nasıl şekillendiğini lirik bir dille anlatmaktadır.

Türkistan Ahmet Yesevi ekolünden gelen ve Anadolu’da Türk birliğini sağlayan Türk Erenleri; özünde Tanrı, doğa ve insan sevgisi olan; Türk töresi ve kültürü etrafında birlik, beraberlik, yardımlaşma ve dayanışma içerisinde, kadın-erkek eşitliğine önem veren Türklere özgü bir din anlayışını yaymışlardır.

​Ahi Evran; Anadolu’da Türk Bilge Eren Hacı Bektaş Veli başta olmak üzere Karaca Ahmed, Abdal Musa Sultan, Geyikli Baba, Barak Baba, Karadonlu Can Baba, Kızıl Deli Sultan, Sarı Saltuk Sultan, Kolu Açık Hacim Sultan, Taptuk ve Yunus Emre gibi birçok Anadolu ereni ile sık sık bir araya gelip "cem" etmiş; Anadolu'yu irşat etmek ve Türk birliğini sağlamak için faaliyet yürüterek Türk Ahilik Teşkilatı’na liderlik etmiştir. Hacı Bektaş'ın Ahi Evran ile irtibatı, onun da Ahilik teşkilatı mensubu olduğunu göstermektedir.

​Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda önemli roller üstlenen Osman Gazi'nin kayınpederi Şeyh Edebali, Kırşehir’de Ahi Evran'ın yanında yetişmiş bir teşkilat üyesidir. Yine kuruluş aşamasında Hacı Bektaş başta olmak üzere birçok Ahi, Türkmen babası ve gazi derviş; irşat, fetih ve gazalarda aktif rol almıştır.

​Ahi Evran, kurduğu Ahilik Teşkilatı ile Türkmenlerin okuryazar olmalarını, ilim tahsil etmelerini ve meslek sahibi olmalarını sağlamıştır. Tarihi kayıtlarda Ahi Evran'ın 32 iş kolunda ocaklar kurduğu, bizzat dericilikle uğraştığı, Karaca Ahmed ile hekimlik yaptığı ve astronomi ile kimya ilimlerine vakıf olduğu sabittir. 

Hacı Bektaş ise Anadolu’da kooperatif ve imece sistemini kurarak buğday yetiştiriciliğine öncülük etmiş, kıtlık ve savaş dönemlerinde halkı doyurarak Türkmenlere sığınak olmuştur.

​Ahi Evran, "İşsize iş, aşsıza aş" parolasıyla aç ve muhtaçlara aşevleri, hastalara şifahaneler kurmuştur. Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılma sürecinde can ve mal güvenliğini tesis etmeye çalışmıştır. Bağnazlıktan uzak; kadın-erkek eşitliğine, akıl ve bilime önem veren bir bilgedir. Eşi Fatma Hatun liderliğinde Bâcıyân-ı Rûm (Anadolu Türk Kadınlar Teşkilatı) birliğini kurdurarak kadınların askeri, ilmi ve mesleki eğitim almasını sağlamıştır.

​Ahi Evran’ın, Türkmenlerce "Ulu Sultan" olarak sevilen Alaeddin Keykubat'ın danışmanı olması ve sultanın oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından zehirlenerek şehit edilmesi, Anadolu’da Babai Ayaklanması'na yol açmıştır. Kırşehir Malya Ovası'nda yaşanan savaşta, Selçuklu ordusundaki paralı askerlerin (Gürcü, Frenk vb.) çokluğu nedeniyle büyük bir Türkmen kırımı yaşanmıştır.

​Sonraki süreçte Piri Türkistan Ahmed Yesevi ekolünden beslenen Ahi ve Bektaşiler Osmanlı'nın kuruluşunda aktif rol alsa da, bir süre sonra devlet erkanı Türklere özgü bu inanç sisteminden uzaklaşarak daha katı bir yönetim anlayışına evrilmiştir. 16. yüzyıldan itibaren saray ile halk arasında kültürel bir kopuş yaşanmıştır. 

Keşke Eski Türk Kültür ve Töresinden esinlenen öğretileri ile Tanrı ve Doğa sevgisi, kadın-erkek eşitliği, akıl ve bilim, birlik ve beraberlik, yardımlaşma ve dayanışma gibi değerleri savunan, Türk Toplumunun; şekilci, gerici, arapçı din anlayışı ile yozlaşmasına karşı duran, Anadolu ve Balkanların Türkleşmesinde büyük katkısı olan, bu yerli ve özgün inanç sistemi korunup Türkmenler desteklenmeye devam edilseydi.

Fatih Mehmet Yiğit 
TÜRK BİLGELİĞİ

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DANİŞMENDLİ KARACAKURT TÜRKMENLERİ