Beydili Aşireti (Beğdili)
Oğuzların Boz-Ok kolunun Yıldız-Han Oğullarından olan Beydili boyu; Kaşgarlı, Reşid ud-din ve Yazıcı-Oğlu’nun yapıtlarında Oğuz boyları listesinde yer almaktadır. Beydili’nin anlamı “Sözü değerli, büyükler gibi aziz” analmındadır. Onkunu Tavşancıl kuşudur. Et bölüşümünde sünüğü “sağ umaca”dır.Kendine özgü özel damgası vardır. Beğdili, Oğuzlar’ın hükümdar çıkaran beş boyundan biridir. Diyen Prof.Dr. Faruk Sümer; Harizmşahlar hanedanının bu boydan olduğu söylemektedir. Osmanlı Tapu Tahrir Defterleri’nde 23 Beğdili yer adına rastlanılmıştır. Beğdililer oymaklarının bir kısmı, Safevi Devleti kuruluşuna katılmışlardır. Beydili oymak ve obaları XIV. -XVI. Yüzyıllarda Boz-Ulus ve Yeni-İl, Kuzey Suriye, İran, İç-İl bölgelerinde yerleşik ya da göçer olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Or.Prof.Dr.A.Zeki Veli Togan: “Horezm Ülkesini Gazneliler’den sonra Selçuklular’a tabi valiler idare ettiler. Selçuklular’a tabi valilerden Oğuz Beğdili aşiretine mensup Atsız (1127-1156) yarı müstakil iken, oğlu İl Aslan (1156-1172) tam müstakil oldu; bunlar ve halefleri ayrı bir sülale sıfatıyla Batı-Türkistan’da, nihayet Halifeliğin tekmil şarkî kısmında hakim rol oynadılar. Horezmşah Alaeddin Tekiş (1172-1200), oğlu Alaeddin Muhammed (1200-1220) ve onun oğlu meşhur Celaleddin Horezmşah (öl.1231) bunların büyük hükümdarlarıdır. Bu sülaleyi Çengiz Han ortadan kaldırmış ve Celaleddin ordusunun bakiyesiyle Azerbaycan’a gelmişken 1231’de orada Kürtler tarafından öldürülmüş ve askeri de Moğollar’dan kaçarak Anadolu’ya, sonra kısmen Suriye’ye geçmişlerdir, ki buralarda yine “Horezmliler” ismiyle maruf olmuşlardır.” Demektedir.
10 Ağustos 1230’da Erzincan-Yassı Çimen’de üç gün süren savaşta Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat’a yenilen Celaleddin Herezmşah askeri birliklerinin bir kısmıyla, Azerbaycan’a doğru çekilir. Daha sonradan toparlanan Celaleddin Harezmşah; Moğollara karşı savaşır. Moğol saldırılarına dayanamayarak Diyarbakır’a doğru kaçar ve tekrar Dersim’e gelir. Celaleddin Harezmşah; Palu İlçesi’nin Ohi Bucağı’nın yerli halkı olan Dümbelli Zazaları tarafından öldürülür. Bu olayı haber alan Dersim eteklerindeki Türk Kabileler, Palu’ya inerek Celaleddin Harezmşah’ın intikamını alırlar ve cesedini alıp, Dersim Dağları’nın yüce bir noktasına defnederek türbe yaparlar ve “Sultan Baba” adını verirler. 1231 Yılında Kürtler tarafından öldürülen Celaleddin Harzemşah; bazı kaynaklara göre Palu’da bazı kaynaklara göre ise Ahlat’ta Hakk’a yürür. Alevi söylencelerinde Palu Kürtlerince öldürüldüğü yönündedir. Celaleddin Harezmşah’ın ölümünden sonra Harezm beyleri, komutanları ve emirleri Selçuklular’ın hizmetine girerler. Bunların başında bulunan Kayır Han, Selçuklu sultanı Alaeddin’e bağlılık gösterip onun hizmetine girer.Yanında diğer Harezm beyleri olan Bereket, Yılanboğa, Canbirdi, Saruhan, Güçlühan da vardır. Emirlerin reisi olan Kayır Han, Ahlat cıvarındadır ve Selçuklu sultanı Alaeddin bu sığınmacılara Erzurum bölgesini tahsis eder. Onun yanındaki diğer beylere de bu bölgeyi paylaştırır. Konar-göçerlerden oluşan maiyyetleriyle bu beyler Erzurum’a hareket ederler.
Harezmlilerin çoğu Erzurum ve Erzincan dağlarına parekente olmuşlardır.Anadolu Selçuklu hükümdarı I.Alaeddin Keykubad bu Harezm Beylerinden Kayır Han’a Erzincan’ı, Bereket Han’a Amasya’yı, Güçlü Han’a Larende (Karaman)’ı, Yılanboğan’a Niğde’yi H.629/M.1231/2 yılında ikta olarak verir. Alaeddin Keykubad 1237’de Sivası’da Kayır Han’a tevcih eder. Prof.Dr. Halil Cin; İkta (Tımar) sistemi Hititler’den Osmanlı’lara değin Anadolu’da uygulanmış bir toprak düzenidir. Demektedir. Prof.Dr.Ömer Lütfi Barkan; Osmanlı İmparatorluğu’nda kolonizatör Türk dervişlerine ve kırlardaki zaviye sahiblerine toprak verildiğini belirtmektedir. Selçuklu ve Osmanlı toprak düzeni çerçevesinde, Beydili oymak beyleri kendilerine bağlı aşiretleri ile birlikte yerleşik düzene geçerler. Beydili boyundan olan Hobyar Abdal’da bu dönemde bugünkü Tokat’ın Almus İlçesine bağlı kendi adıyla anılan köye yerleşmiştir. İzmir’in Kemal Paşa (Nif) ilçesine bağlı kendi adıyla köy kuran Hamza Baba’da Harezm beylerinden Saruhanoğulları ile savaşlara katılmıştır. Daha sonra Manisa bölgesi Saruhanoğullar’ına “ikta” olarak verilmiştir. Sıraç toplulukların dini lideri olan Hobyar Sultan’ın adını Horezm-Beydili aşiretlerinin bir oymağından almış olabilir. Çünkü Hobyar ya da Hubyar Sultan’ın gerçek adı “Ahmet”tir. Sivas-Tokat-Amasya bölgesinde, 200’ü aşkın köyü kapsayan Beydili aşiretlerinin, 13. yüzyıldan bu güne kadar inanç merkezi olan “Hubyar Sultan Ocağı”, geleneksel “Atalar Kültü”ne bağlı Oğuzların yaşayan töresel organizmasıdır. Bu durumda Hubyar Sultan’ın dini önderden daha çok bir Türkmen Beyi olduğunu göstermektedir. Tokat-Sivas arasındaki Tekeli Dağı yöresi Hubyar Sultan’ın kurduğu Ocağa bağışlanmıştır.
Çünkü, bugün Tunceli’de hala efsanevi dini önder olarak yaşatılan ve kutsanan Tujik Dağı’nın doruğunda ki Sultan Baba türbesi, Celaleddin Harezmşah’dır. Aynı şekilde Bayat Boyu beylerinden Şeyh Hasan’a da manevi misyon yüklenerek kutsanmış ve Arapgir Onar Köyü’deki türbesi korunarak bugünlere getirilmiştir. Anadolu’nun bir çok yerinde Oğuz Oymak beylerinin türbeleri Selçuklu döneminde “Baba, Dede, Şeyh” takıları eklenerek, İslam öncesi Türk örf ve inanç motifine uygun hale getirilmiştir. Bu durum, eski bir uygarlıktan yeni bir sosyal düzene geçiş toplumlarında görülen tipik bir uygulamadır. Genel olarak her toplumsal değişim ve dönüşümlerde de görülmektedir.
Heterodoks İslam anlayışında ve inancında olan Türkmen toplulukları Orta-Asya’daki kült ve kültürlerinide yeni “yaşam tarzları”na eklemleyerek günümüze değin yaştarak getirmişlerdir.
BEĞDİLİ OYMAKLARININ YERLEŞİM YÖRELERİ
Beydili toplulukları 16. yüz yıl da bir bölümü yerleşik düzene geçmesine karşın çoğunluğu göçer durumdadır. Rum Eyaleti 387 Numaralı 937/1530 Tarihli Defter-i Hakânî, Tokat-Sivas Livası kayıtında Sıraçlar hakında şu ibareler vardır: “Dede, Sarraçlu cema’ati bölüğü kethudası”, “Sarraç köyü-Zile kazası” Bu durumda gösteriyor ki, o dönemde Beğdili Sıraçlarının başlarında “Dede” ünvanlı önder olan örgütlü bir topluluk vardır. Tokat-Almus Hubyar Köyünden halen İstanbul-Okmeydanı Cemevi dedesi olan İlyas Demirtaş’ın anlatımına göre: 13. yüz yılda Tokat-Sivas yöresine gelen Beğdili boyunun Hubyar oymağı olup; daha sonra diğer oba ve oymaklar gelmişlerdir. Beydili beylerini Hubyar Sultan karşılamış, onlarda aşiretleri ile dergahın talipleri olmuşlardır. Çok daha sonra gelen Beğdili oymakları da aynı geleneği devam ettirmişlerdir. Beğdili Sırac (Sarac-Sarraç) oymağıda yolak olarak Hubyar Sultan Ocağı’na bağlıdır. Tokat Hubyar Köyü’nün 1709 tarihli vesikalarda toprağa bağımlı bir yerleşim birimi olduğu belirtilmektedir. Beğdili boyu obaları 18. yüzyılı başından itibaren Ankara’dan Sivas’a değin yerleşik tarım toplumuna geçerler. Sivas eyaletinde bulunan İlbeyli aşireti 1840’da muhtelif köyler teşkil edecek surette çoktan yerleşmiş idi. Cevdet Türkay’ın belirtiği oymak ve obaların adlarının bir kısmı Cengiz Orhonlu’da araştırmasında saptamıştır. Biz burada sadece C.Türkay’ın eserinden vereceğiz.
Cevdet Türkay, “Başbakanlık arşiv belgelerine göre, Osmanlı İmparatorluğu’nda; oymak, Aşiret ve Cematlar” adlı araştırmasında, Beydili boyunun Oymak ve Obalarınların yerleşim yörelerini şöyle belirtmektedir:
“Ağdöğer: Rakka Eyaleti, Türkman taifesinden, Ağdöğer Oymağı, Beğdili Aşiretindendir.”
“Beğdili (Beğdilü),Beğdilli (Beğdillü): Sivas, Rakka, Kangal (Sivas), Adana, Halep, Kaş Kazası (Teke Sancağı), Tarsus Sancağı, Sis Sancağı (AdanaEyaleti), Ruha (Urfa),Trablus-u Şam Sancağı, Hama
Sancağı; Türkman Taifesi.”
“Sarac, Saraclı (Saraclu): Tokat, Kütahya, Manavgat Kazası (Alaiye Sancağı)
“Uğurlu Şeyh Oğulları nam-ı diger Şeyhlü: Ankara Sancağı, Türkman taifesinden. Uğurlu Şeyh Oğulları nam-ı diger Şeyhlü Aşireti, Beğdili Aşiretindendir.”
“Akkaş: Hamid Sancağı, Aksaray Sancağı; Türkman taifesinden; Akkaş cemaati Beğdili Aşiretindendir.”
“Arab, Arablar,Arablı (Arablu): Sıvas, Meraş, Diyarbekir Eyaletleri, Menteşe Sancağı, Rakka Eyaleti, Anamur Kazası (İçel Sancağı), Adana, Edirne, Selanik Sancağı, Çorum Sancağı, Koçhisar Kazası (Aksaray Sancağı), Mardin Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Zülkadiriye Kazası (Meraş), Bozok, İçel Sancağı, Alaiye Sancağı, Düşenbe Kazası (Alaiye Sancağı), Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı), Alaşehir Kazası (Aydın Sancağı), Erzurum, Adana havalisi, Saruhan Sancağı, Hezargrad Kazası (Niğbolu Sancağı), Antalya, Kütahya, Hama, Hums Sancakları, Çıldır Eyaleti, Gelibolu Sancağı, Şehirköy Kazası (Paşa Sancağı), Siverek Sancağı, Karaman, Uzuncaabad Hasköy Kazası (Çirmen Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı), Aydın Sancağı, Adala Ovası (Saruhan Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas), Göynük Kazası (Hudavendigar Sancağı), Arapgir Sancağı (Sivas Eyaleti), Divriği Sancağı (Sivas Eyaleti), Kars Eyaleti, Uluborlu ve Gönan Kazası (Hamid Sancağı), Ürgüp Kazası (Niğde Sancağı); Konar-Göçer Türkman Yörükani taifesinden. Beğdilli Aşiretinden olan Arablar Cemaati, İçel Sancağında iskan olunmuştur.”
“Arablıibrahim(Arabluibrahim): Niğde,Halep, Ankara, Kengiri, Rakka Sancakları; Türkman taifesinden. Arablıibrahim cemaati, Beğdilü Aşiretindendir.”
“Arablımersin (Arablumersin): Niğde Sancağı; Türkman taifesinden. Arablımersin Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.”
“Beğdili (Beğdilü-Beğdilli-Beğdillü); Halep Eyaleti, Yeni İl Kazası, Rakka Eyaleti, Gülnar Kazası (İçel), Adana, Kışehir, Canik, Karaman Sancakları, Danişmedli Kazası (Bolu Sancağı), Sivas, Çıldır, Kars Eyaletleri; Konar-Göçer Türkman taifesinden.”
“Beğmişli (Beğmişlü):Sivas, Rakka, Karahisar-ı Şarki Sancakları, Behisni Kazası (Malatya Sancağı), Deyr-i Ruhye ve Selimiye Sancakları (Rakka Eyaleti), Hama Sancağı (Trablus-u Şam Eyaleti), Yeni-İl Kazası (Sivas Sancağı); Türkman Taifesinden. Beğmişli Cemaati, Beğdilli Aşiretindendir.”
“Burak, Buraklı (Buraklu, Burak maa Çağıradak): Kars-ı Meraş Sancağı (Meraş Eyaleti), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Menbüc Kazası (Rakka Eyaleti), Haran Nahiyesi (Rakka), Sivas, Halep, Rakka Eyaletleri, Tokat Kazası (Sivas Sancağı), Kete Kazası (Hudavendigar Sancağı), Adana, Tarsus, Sis, Karahisar-ı Şarki Sancakları, Timurhisarı Kazası (Siroz Sancağı), Yüreğir ve Sarçam Kazaları (Adana Sancağı), Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti); Türkman Yörükanı Taifesinden. Buraklı Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.”
“Cece, Ceceli (Cecelü, Çeçeli Çeçelü): Çorum, Rakka, Aksaray Sancakları, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Adana, Halep Eyaletleri, Gülnar Kazası (İçel Sancağı), Kengiri, Niğde, Aksaray Sancakları, Katar Kazası (Çorum Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı), Eyübeli Kazası (Aksaray Sancağı): Konar-Göçer Türkman Taifesiden. Ceceli (Çeçeli) Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.”
“Cihanbeğli (Cihanbeğlü, Cihanbeğlü nam-ı diğer Yedi boy): Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Harpırt (Harput) Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Kengiri, Çorum, Kütahya, Arabgir Sancakları, Diyarbekir, Rakka, Meraş Eyaletleri, Ankara Sancağı, Bozok Eyaleti, Tokat Kazası (Sivas Sancağı), Eğin Kazası (Arabgir Sancağı), Koçgirli Sancağı (Bozok Eyaleti), Hısn-ı Mansur Kazası (Malatya Sancağı), Kırşehir Sancağı, Kars, Çıldır, Sivas Eyaletleri, Çerkez Kazası (Kengiri Sancağı), Malatya Sancağı, Erzurum Eyaleti, Kehta Kazası (Malatya Sancağı), Çermik Sancağı (Diyarbekir Eyaleti); Konar- Göçer TürkmanEkradı Taifesinden. Cihanbeğli (Canbeğli) Cemaati, Beğdil Aşiretindendir. Cihanbeğlü Cemaati, Kütahya Sancağında vaki Sarısu ve Karaçam nam mahallelerinde iskan etdirilmiştir.Nam-ı diğer Yediboy Cemaatidir.”
“Cırık, Cırıklı (Cırıklu): Rakka Eyaleti, Selmanlu-i Kebir Kazası (Bozok Sancağı), Anamur Kazası (İçel Sancağı), Düşünbe Kazası (Alaiye Sancağı), Adana Sancağı, Kars-ı Meraş ve Alaiye Sancakları; Türkman Taifesinden. Cırıklı Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.”
“Dengiz, Dengizli (Dengilü), Dengüz, Dengüzlü, Dangizler (Denizli, Denizlü, nam-ı değer Kara Koğa), Denizler: Budaközü Kazası (Bozok Sancağı), Kütahya, Adana, Meraş, Sivas, Arabgir, Selanik, Halep ve Rakka Sancakları, Zülkadriye Kazası, Denizli, Baklan Kazaları (Kütahya Sancağı), Mangalya Kazası (Silistre Sancağı), Gümülcine, Yenice-i Karasu Kazaları (Paşa Sancağı); Yörükan Taifesinden. Dengizli (Denizli) Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.
“Diger Döğer; Rakka Eyaleti, Siverek ve Çemişgezek Sancakları, Adana, Sis ve Karahisar-ı Sahib Sancakları: Diger Döğer Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.”
“Dimlek, Dimlekli (Dimleklü, Dimekli,Dimeklü): Raka, Erzurum, Kars, Ahıska, Sivas, Malatya, Arabgir, Divriği, Diyarbekir, Bozok, Karaman, Kütahya, Aydın, Saruhan, Haleb, Hama ve Hums Sancakları; Türkman Taifesinden. Dimekli Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.
“Elbeğli (Elbeğlü, İlbeğli, İlbeğlü, Meraş İlbeğlüsü ): Birecik Kazası (Biret-ül Fırat Sansağı), Haleb, Sivas, Rakka, Kilis, Meraş, Ayıntab, Adana Sancakları, Merzifon Kazası (Amasya Sancağı), Zile, Yüzde Pare, Tokat Kazaları (Sivas Sancağı), Rumkal’al Kazası (Rakka Sancağı), Manboc Ravendan Nahiyesi (Haleb Sancağı); Türkman Taifesinden. Beğdili Aşiretine tabi olan Elibeğlü (İlbeğlü) Cemaati, göçebe taifesinden olmayub, zer’ve hars ile meşgul olurlardı. Tokat Voyvodolığı aklamından Sivas’da sakin İlbeğli Kabilesi 39 adet ma’mur kışlak ve 14 adet hali kışlakda sakin idiler.”
“Göndüşlü (Gündüşlü), Gündeş, Gündeşli, (Gündeşlü, Güldeşli, Güldeşlü): Aydın, Saruhan, Kengiri, Menteşe, Meraş, Halep, Rakka, Erzurum, Kars, Ahıska, Çıldır, Sivas, Kırşehir, Teke Sancakları; Akhisar Kazası (Saruhan Sancağı), Sındırgı Kazası (Karesi Sancağı), İbsala, Malkara ve Keşan Kazaları (Gelibolu Sancağı), Kula Kazası (Kütahya Sancağı), Marmara-ı Aydın Kazası (Saruhan Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Evreşe Kazası (Gelibolu Sancağı), Alaşehir Kazası (Aydın Sancağı), Kavak Kazası (Canik Sancağı), Güzelhisar, Mağnisa Kazaları (Saruhan Sancağı), Eşme Kazası (Kütahya Sancağı): Konar-göçer Türkman Yörükan Taifesinden. Beğdili Aşiretine tabi olan Göndüşlü, Gündeşli Cemaati , konar-göçer makulesinden olmağla, tekalif-i örfiye ve şakka’dan muaf ve müsellemdir.”
“Hubyar, Hubyarlı (Hubyarlu): Turgud Kazası (Konya Sancağı)
“Kadirî, Kadirli (Kadirlü), (Kadirlioğlu), Kadrili (Kadrilü): Rakka, Niğde, Arabgir, Divriği, Sivas, Malatya, Hama, Ana, Hums Sancakları, Selmanlu-i Sağî Kazası (Bozok Sancağı), Kırşehri Sancağı: Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kadirli Cemaati, Beğdili Aşiretindendir. Kadirlioğlu Cemaati, Bozok Livası dahilinde Selmanlu-i Sağî Kazasında vaki Karagöl karyesine iskan olunmuştur. Mezkür cemaat, Kafirkıran Cemaatı içindedir.”
“Karaşeyh, Karaşeyhler, (Karaşeyhli, Karaşeyhlü, Karaşeyhli Avşarı, Karaşıh): Sivas, Maraş, Diyarbekır, Kütahya, Saruhan, Karaman, Haleb, Rakka, Niğde, Arabgir, Divriği, Malatya, Kengiri, Kilis, Ankara, Aydın, Hama ve Hums Sancakları, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Hısn-ı Mansur Kazası (Malatya Sancağı), Şiran Kazası (Erzurum Eyaleti), Selmanlu-i Kebir Kazası (Kırşehir Sancağı): Türkman Taifesinden. Karaşeyhli (Karaşıhlı) Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”
“Kasım, Kasımlar (Kasımlı, Kasımlu): Rakka, Haleb Eyaletleri, Alacahan mevkii (Sivas Sancağının Kangal Kazasında), Kargı Kazası (Kengiri Sancağı), Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı), Saruhan Sancağı: Türkman Taifesinden. Kasım Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”
“Kayas, Kayaslar, Kayaslı, “Kayaslu): Rakka, Aksaray, Niğde Sancakları, Koçhisar Kazası (Aksaray Sancağı): Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kayas Cemaatı, Beğdilli Aşiretindendir.”
“Kılıçbeğli (Kılıcbeğlü): Rakka, Erzurum, Kars, Ahıska ve Meraş Sancakları: Türkman Taifesinden. Beğdili Aşiretinden olan Kılıçbeğli Cemaati, bâ hatt-ı hümayun Rakka halalisine iskan olunmuşdur.”
“Kırgıl, Kırgıllı (Kırgıllu, Kargıl, Kargıllı, Kargıllı): Rakka, Aksaray, Hama, Hums, Adana, Sisi ve Meraş Sancakları: Konar-Göçer Türkman Yörükan Taifesinden. Kırgıllı Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”
“Kızılkoyunlu: Rakka, Karaman, Kırşehir Sancakları, Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Bolvadin Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Şam Havalisi, Ankara cıvarı, Irak, Sabanca ve İznik-mid Kazaları (Kocaeli Sancağı), Ayazmend Kazası (karasi Sancağı), Bergama Kazası (Hudavendigar Sancağı), Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı), Süleymanlı Kazası (Kırşehri Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı); Konar-Göçer Türkman Ekradı Taifesinden. Beğdili Aşiretinden olan Kızılkoyunlu Cemaati, senevi 300 guruş mal ile Ekrad-ı Lekvanik mukataası tevabiindendir.”
“Kömec, Kömenc, Könec, (Kömecli,Kömeclü, Gömec,Gömecli, Kgömeclü): Rakka Eyaleti, Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı); Türkman Taifesinden. Kömecli (Gömecli) Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”
“Mîrzâ: Rakka ve Haleb Eyaletleri, Alacahan mevkii (Kangal Kazasında); Türkman taifesinden.Mîrzâ Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”
“Perdeltacirlisi (Perdaltecerlisi): Rakka, Bilecik, Erzurum, Kırşehri, Bozok, Sivas, Karaman ve Dyarbekir Sancakları, Havran Ovası (Haleb Eyaleti); Türkman taifesinden. Perdel tacirlisi (Pardal tecirlisi) Cemaatı, Beğdili Türkman Aşiretindendir. 150 Hane olan cemaat-ı mezbure, Ruha (Urfa) ile Birecik beyninde vaki (Çermelik hanında iskan ve zer’ve hars ile meşgul iken, 120 senesinde firar ve Erzurum tarafına gidüb ve mirileri Rakka tarafından tahsil olunur iken, ahara malikane olmağla, bu tarafda olan bakiyyesi yankarına gitmişlerdir. Elyevm Kırşehir ve Bozok tarafında olurlar, deyu tahrir olunmuş.”
“Sarac, Saraclar, (Saraclı, Saraclu, Salac): Şarkpâre ve Tokat Kazaları (Sivas Sancağı), Ünye Kazası (Canik Sancağı), Kütahya, Hamideli, Aydın ve Karahisar-ı Şarki Sancakları, Mut Kazası (İçel Sancağı), Düşenbe Kazası (Alaiye Sancağı), Geyve Kazası (Kocaeli Sancağı), Uşak Kazası (Kütahya Sancağı): Konar-Göçer Yörükan taifesinden.”
“Tecerli-i Pardal, (Tecerlü-i Pardal): Karaman, Sivas, Kırşehir, Bozok ve Rakka Sancakları: Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Tecerli-i Pardal Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir.”
“Ulaş, Ulaşlı (Ulaşlu, Ulaşfakih), Ulaşlar: Adana, Tarsus, Meraş, Haleb, Karahiar-ı Şarki ve Rakka Sancakları, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Ordu Kazası ( Karahiar-ı Şarki Sancağı), Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti), Çatalca Kazası (Hasha-i İstanbul Sancağı), Diyarbekir Eyaleti, Yalakabad Kazası (Kocaeli Sancağı), Rumkal’a Kazası (Rakka Eyaleti): Türkman Yörükan Taifesinden. Beğdili Türkman Aşiretinden olan Ulaş (Ulaşlı) Cemaatı, Çukurova’da Kurdkulağı ile Burnaz Köprüsü mabeyninde vaki, Karaküfiler nam mahalle iva ve iskan etdirilmeleri içün, Divan-ı Hümayun’dan emr-i Şerifi tahrir olunmuştur.”
“Yâdigârlar, Yâdigârlı (Yâdıgârlu): Rakka, Niğde, Sivas, Kütahya, Aydın, Saruhan, Karaman, Haleb, Hama ve Hums Sancakları, Avunya Kazası (Biga Sancağı), Keskin Kazası (Kırşehri Sancağı): Yâdigârlı Cemâatı, Beğdili Aşiretindendir.”
TOROSLAR’DAN IĞDIR’A DEĞİN BEĞDİLİ OYMAKLARI
Ali Rıza Yalman “Cenupta Türkmen Oymakları” adlı eserinde; 1922 senesinin Şubat’ından başlamak üzere 10 yılını Türkmenler arasında geçirerek araştırma yaptığını yazmaktadır. 200-250 Yıl önce Akdeniz bölgesine iskan edilmişlerdir.
a)Yalman; Beydili Oymağı’nın 12 obasını şöyle sıralamaktadır: Türkiye’dekiler; 1) Ferhan’dinli (Kefer Sarı Köyü), 2) Tirkenli (İnkılap K.), 3) Şarkevi (Bostancık K.), 4) Karaşıhlı (Nizip Köyleri), 5) Ulaçlı (Arkık K.); Suriye’dekiler; 6) Kazlı veya Şahmanlı (Çeke Köyü), 7) Bekmişli (Belve K.), 8) Güneç-Bayraktar (Taşkapı K.), 9) Kadirli (Cübbin K.), 10) Hacı Mahlı (Tileyli K.),11) Haydarlı (Taşlı K.), 12) Çelebi (Kerpiçli Köyü). Ayrıca her obanında o dönemdeki reisini belirtmektedir. Toroslar’ın Aladağ bölgesi Yüreğin Ovası’daki Beydili Aşireti yerleşim yerlerini ise: “Sirkenli, Çakşırlı, Kesik, Çukurkamış, İncirli (burada Karakoyunlular çoktur), Adalı, Topraklı, Kırhasan, İsahacılı (bu köyde halkın çoğu Malatya’lıdır), Kırmıtlı köyleri. Maraş, Gaziantep, Çukurova ve İçel bölgesinde de yöre yöre Beydili obaları vardır.
19.Yüzyılda Aydın’ın Alaşehir kasabasından Çukurova’ya gelen ve yazın Aladağ çıkan Horzum Oymağı için A.Yalman, “Bu oba sanki Türkistan’dan gelmiş yeni bir oymağı hatırlatmaktadır” diyerek; Maraş, Kozan, Niğde, Kayseri ve Sivas taraflarında da obalarının bulunduğunu belirtmektedir. Bugün Beydili Sıraç topluluklarıda giyim kuşamdan, geleneklerine kadar aynı özellikleri taşımaktadır. Horzum ya da Harezm denen bu obalar Beydili boyundandırlar.
b) Nihat Çetinkaya, “Iğdır Tarihi” adlı eserinde, Beğdili Boyu oymak ve obaları ile igili aşağıdaki bilgileri vermektedir:
“-Türkmenistan Türkmenleri’nden Yavmut boyunun Ak oymağına bağlı kollarından biri “Sarıcalı” Türkmenleridir.
– XVIII. Yüzyılda Azerbaycan’ın Karabağ Hanı Sarıcalu oymağındandır. Erdebil valisi Sarıcalı oymağındandır. Gence Vilayeti 1593 Tahrir Defteri’nde 24 Oğuz 8 Kıpçak boyundan biri Sarıcalıdır.
-Gaziantep Beğ-Dili Türkmenlerinin Mürselli oymağına bağlı Saricalu adlı bir oba da bulunmaktadır.
-Gaziantep’in Vasılı Köyünde oturan, Beğ-Dilli Türkmenleri’nin Kara-Şıhlı adlı bir oymağı bulunmaktadır.
-Diyarbakır’ın Karacadağ’ında yaşayan Türkân aşireti, Beğ-Dili Türkmenlerine mensuptur.
-Osmanlı kaynaklarında, Türkâni göçebe yörük oymakları, Ankara, Kütahya, Karaman, Erzurum ve Bozok’da; Türkânlı ve Türkânelli aşireti Ankara, Erzurum ve Rakka’da yerleştikleri kaydediliyor.
-Türkân aşireti 24 Oğuz boyundan Beğdililer’e bağlıdır. Siverek Karakeçili aşiretinin bir oymağının adı da Türkân’ idir.
-Türkân aşireti ile ilgili olarak, Ziya Gökalp görüşünü şöyle ifade eder: “Türkân gibi esasen Beğdili boyuna mensup Türk olduğunu bilen fakat Kürtçe konuşan bir Türk aşireti.”
BEĞDİLİLERİN ULULARI BOZ-GEYİKLİ DEDE VE HUBYAR SULTAN
Prof.Dr.Faruk Sümer: Kanuni Sultan Süleyman I. (1520-1566) devrinin ilk yıllarında Halep Türkmenleri arasında Beğdili kolunun 40 obadan oluşan ve başlarında beğ ünvanlı şahısların bulunduğu büyük bir Türkmen topluluğu olduğunu belirtmektedir. Bu kırk obadan 26. ve 27. sıradaki Beğdili obalarının din ve tarikat adamlarından meydana geldiği görülüyor.Bu obalardan birincisi Hoca Ali Şeyh adını taşımakta ve dört Şeyh ailesinden müteşekkil bulunmaktadır. Defterde bu şeyhlerin : “kadimden er OCAĞI olup, bir senede üç kelâmullah hatmedüp sevabın hazret-i Hüdâvendigâr’a (Kanuni) edâ ettikleri, duaları makbul kimesneler” oldukları kaydedilmiştir. Yine şeyhlerden müteşekil bulunan ikinci oba Boz-Geyiklu adını taşıyor. Bu oba mensuplarının “kadimden vâcib ur-riâye kimesneler” oldukları evlerine “kurban, çerağ gelür dervişler idikleri” ve “hem mezkur Beğ-Dili cemaatinin uluları oldukları” söyleniyor.
Ahmet Yesevi soyundan bir şeyh olan ve Elbeyli oymağının piri, Boz Geyikli Dede’nin türbesinin Mınıç Kasabasının Kurudere’ye bir saat uzaklıkta olduğunu söyleyen A.Yalman, menkıbesini de şöyle anlatmaktadır:
“Elibeyli’den çıkan Deli Ahmed’in sanına Boz-Geyikli derlermiş. Boz-Geyikli, bir gün, Urum’a, Hacı Bektaş’a gitmiş, Bektaşi olmuş, keramet göstermiş veli olmuş. Ordayken bir gün elindeki, çövenini (asasını) güneye fırlatmış, çöven şimdi türbesinin bulunduğu yere düşmüş, çobanlar bu çöveni almak istemişler, ama kimse yerinden kaldıramamış. Mavalı Aşireti kaldırırız demişler, develere bağlamışlar, develerin hepsinin beli kırılmış, sonunda Boz Geyikli kendi gelmiş, çövenini almış, böylece aşirette ulu olmuş. Hacı Bektaş Veli, yanındaki adamlarına mertebe vermiş. Boz Geyikli buraya geldiği için hernasılsa ona mertebe vermeyi unutmuş. Boz Geyikli asasını Hacı Bektaş’a doğru fırlatmış, asa gelirken Hacı Bektaş; Nurhak Dağı’na “Tut Ya Nurhak!” demiş. Asa Nurhak Dağı’nı yarmış, sonunda Hacı Bektaş mertebe vermiş ve Boz Geyikli’yi (Bişiri’yi) doğru yola getirmekle görevlendirmiş. Boz Geyikli Deli Ahmet, aslen Tokat’lı olup aşiretinin Rakka’da bulunduğunu bildiği için buraya gelmiştir.”
Bu söylenceyi Kara Hasan Efendi’den dinleyen A.Yalman; aynı zamanda resimler de çizdirmiştir. Bu resimler oymak damgalarıdır. Sıraç topluluklarının mezar taşlarında da benzer fiğürler vardır.
Anılan söylencenin bir versiyonu da Hubyar Sultan için anlatılmaktadır. Hubyar Sultan ve Boz Geyikli’ininde Ahmet Yesevi soylu olduğu anlatılmakta ve esas adlarda Ahmet olup, Hacı Bektaş’ın halifelerindendirler. Yine her ikisi de Beydili boyundan ve Tokatlı’dırlar. Bu söylence bize şu çağrışımı yapmaktadır: Acaba bu iki kişi gibi gözüken ulu zatlar aynı kişi midir? Hubyar Köyü’nde ve Tokat-Sivas-Yozgat Sıraç Topluluklarında anlatılan söylencelere göre Hubyar Sultan’ın 11 yıl Alanya ve Akdeniz yöresinde kalmıştır. Biz de bu söylencelerden hareketle bu zatların aynı kişi olabileceğini düşünüyoruz. Türbenin birisi makam (düşek) olabilir. Çünkü belgelerden anladığımıza göre Tokat-Sivas yöresinde iki tane Hubyar vardır. Biri 13.yüz yılda yaşamıştir, diğer 16. yüz yılda yaşamıştır. Güney’de yaşayan Beydili oymaklarını piri bunlardan bir olabilir. Çünkü, Boz Geyikli’in Tokatlı olduğu anlatılmaktadır ki bizin saptamamız da bir olasılıktır.
1656 yılında Tokat’a gelen Evliya ÇelebiSeyahatnamesi’de: “Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayırlı ve bereketli dualarıyla bu eski tarihi şehir: Alimler konağı fazıllar yurdu ve şairler yatağıdır” Bu şu demektir: Yöre Alevi-Bektaşilerin yoğun olduğu bir yerleşim alanıdır. Evliya Çelebi bölgeyi dolaşır ve Eyalet merkezi (Yeni-İl) içinde; “Sivas eyâletinin sancakları şunlardır: Amasya, Çorum, Bozok, Divriği, Canik ve Arapgir, Sivas sancağı paşa merkezidir.” Demektedir.
F.Sümer, Yeni-İl’de yaşayan Beğ-Dili oymaklarının III. Murat (1574-1595) devrinde kış gelince Halep bölgesine inerek kışladığın belirtmektedir. Bu obalar arasınas Sincan, Yellüce, Güneş gibi obalar vardır ki, halen aynı adı taşıyan Sivas’ta köyler vardır. Yellice Köyü’nde Şeyh Şazeli Sultan Ocağı; Güneş Köyü’de de Garip Musa Ocağı vardır. Yine yöredeki onlarca köyde Türkmen Baba ve Dedelerinin türbeleri vardır. Bugün Beğdili boyu obalarının bir çoğu sünni olduğu görülsede eskiden Alevi olduğu anlaşılmaktadır. Doğanşar’ın bir çok sünni Türkmen köyü kendilerinin önceden Alevi olduklarını söylemektedirler. Gaziantep ve İçel bölgesindeki Türkmen köyleride aynı şekilde süreç içinde baskılar sonucu sünnileşmişlerdir. Maraş, Gaziantep, Urfa ve Diyarbakır cıvarında ise bazı Beydili Türkmenler aşiretleri; Osmanlı ve yerel Kürt Aşiretlerinin baskılar sonucu hem sünnileşmişler hemde Kürtleşmişlerdir.
BEĞDİL’İN BAZI BEYLERİ
Aşiret iskanlarını organize etmek ve yönetmek amacıyla: vali, sancak beyi, kadı, naip,katip, mübaşir, bey, iskanbaşı, kethuda gibi memurlardan oluşan bir iskan dairesi oluşturulmuştur.İskan hareketinde oymakları yönetmek amacıyla; boy veya oymaklardan birine mensup kişilerden “İskan-Başı” adıyla bir bey atanmaktaydı. Elimizdeki kayıtlara göre ilk tayin tarihi 1693 Şubat ayında olup, önce Bozkoyunlu oymağına mensup olan Firuz-oğlu Şahin Bey ondan sonra da kardeşi Kenan bey tayin edilmiştir.
Yeni-İl Beydili Oymakları H.1101/M.1699 yılında Avusturya seferi hümayuna gelmeleri ferman olunarak 150 atlı olarak, boy beğleri ve kethudaları, iş erleri deftere kayıt edilmişlerdir. Oymak beyleri şunlardır:
-Firuz Beğ oğlu Şahin Bey,
-Seyifhan Beğ,
-Şedidoğlu topal Assaf Beğ,
-Ebu Seyif oğlu Mirza İsmail Beğ,
-Beğmişlü Ganem Beğ,
-Kara Şeyhlü Kızıl İdris Oğlu Musa Beğ,
-Kör Nasır Beğ,
-Şeyh Musa Kethudası,
-Yüz Hatem Ağaoğlu Hasan Beğ,
-Şah İsmail oğlu Mehmet Beğ,
-Bozkoyunlu Ahmet Kethuda,
-Bozkoyunlu Murteza Kethuda,
-Kara Şeyhlü El’is oğulları Kenan ve Kesal Bey
-Kırgıl Yahya oğlu, ….
-Döğerli Yedi Beğ, …..
Tokat ve Sivas yörelerindeki Beydili mensubu köylüler dedelerinin Osmanlı Ordusu ile Rumeli’ye seferlere gittikleri anlatılmaktadır. Yukarıda andığımız beylere ilişkin bir çok rivayet vardır. Beydili Sıraçlarının bu dönemdeki önderi Kenan Şeyh’dir. Tokat ve çevre illerinde erkek adı olarak “SATILMIŞ” adına çok rastlanılmaktadır ki ; bu ad Beydili beylerinden Pir-Budak oğlu Satılmış’dan gelmektedir. Üç yüzyıllık bir gelenek hala yaşatılmaktadır. 18. Yüz yılın ilk yıllarından itibaren Bolu’dan Sivas’a kadar ki bölge; emmiyet ve aşayışın olmadığı, leventlerin ve başıbozuk zümrelerin, eşkıyaların köyleri yağmaladığı, yerel yöneticilerin halka zülmettikleri bir dönem başlar.
TÜRKMENLERİN ZORUNLU İSKÂNIN NEDENLERİ
Prof.Dr.Cengiz Orhonlu 1691-1699 yılları arasında konar-göçer halkın hükümet tarafından iskan edilme sebeblerini şöyle açıklar:
1.Konar-göçer ahalinin merkeziyetçi bir devlet nizamı ile bağdaşmayan hayat tarzları yüzünden yerli halka büyük zararlar vermelerini sona erdirmek…
2.Harap ve boş yerleri imar etmek ve yeniden ziraate açmak…
3.Diğer şakavet unsurlarına ve daha büyük zararlar meydana getiren göçebe gruplara karşı yerli ahaliyi, ekili topraklarını ve hayvanlarını muhafaza (etmek).
Göçerler yaylak-kışlak mahalleri arasında gidiş geliş esnasında ekili toprakları hayvanlarına çiğnetip mahsülleri yedirmeleri devamlı tekerrür etmekte; köyler ve kasabaları tahrip etmekteydiler. Çoban ile saban arasında bir mücadele diyebileceğimiz bu göçebe hareketi; seyyar kütlelerin tahribkar zaferleriyle sonuçlanmaktaydı. Devlet bu durumu sona erdirmek için; 11 Ocak 1691’den itibaren çeşitli ferman, hüccet ve emirler yayınlar. Bu kararların özeti şudur:
1.Harap ve boş yerlerin yeniden imari ve ziraate açılması ve kaybedilmiş zirai gelirin kazanılması.
2.Oymakları konar-göçer hayattan (Türkmanlık’tan) çıkarıp yerleşik hayata intibak ettirmek.
3.İç emniyet bakımından güneyde, özellikle kuzey Suriye’ye doğru baskı yapan Aneze ve Şammar gibi Arap kabilelerin istilalarına karşı adeta bir muhafaza kuvveti sıfatıyla inzibat işlerinde kullanmak.
Prof.Dr.C.Orhonlu harita ve aratırmasıyla ; Ahmet Refik’de belgeleriyle : Beğ-dili boyu bütün obaları ile birlikte 1691 yılında Ağça-Kale’den Rakk’ya varıncaya kadar olan yerlerede, Belih Çayı kıyısında iskan olmak üzere emir aldı. Derken, Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu; 1704 yılına kadar Beydilli Türkmenlerinin Rakka’ya iskan edilmek üzere sevk edildiğini ve bu yolda emr-i şerif verildiği görülmektedir, demektedir. “Aşiret İskan Defteri”ninde 1693 yılından 1752 yıllarına değin zorunlu iskan devam ettiği anlaşılmaktadır.
OZANLARIN DİLİNDEN BEĞDİLİ
Prof.Dr.F.Sümer şöyle demektedir: Böylece Beğ-Dili’nin güzel günleri sona ermiş, acı ve hüzünlü günleri başlamıştı. Rakka’ya iskanları emredilen Beğdili obaları Halep Türkmenleri arasındaki, o zamana kadar başka yerlerde yerleşmemiş obalar ile Yeni-İl’deki bütün obalar idi… Hepsi 3200 vergi evi ediyor.. Bir çoğu da çok sevdikleri Urum’a kaçmışlardır. Beğdil Boyunun beği Firuz Bey ise İran’a kaçar.
Firuz Bey için yazılan bir şiirde Alevilik’deki “Durna” kuşu ile “Semah” ritüeli yer alır:
“Seherde avazınn bağrımı deler
Durnanın kanadı köz gibi yanar
Kaldırmış kanadın yavru baş sanar
Firuz Beğ Acem’e gitti durnalar.
(…)
Çağrışı çağrışı yayladan inin
İnin Ayn-Elize bir semah dönün
Beğden izin oldu koruya konun
Firuz Beğ Acem’e gitti durnalar.
(…)
Rakka’dan kaçanlar şiddetle takip olunarak tekrar çölleredeki iskan yerlerine getirilirler. Diğer Türkmen oymakları zamanla birer birer fırsat bulup iskan yerlerinden kaçtılar ise de kalabalık ve boy tesanüdünü muhafaza eden Beğ-Dililer Rakka’da kaldılar. İskanın icrasına Kadı-zade Hüseyin Paşa başlamış ve Yusuf Paşa tamamlamıştır.(34) Taşdemir adlı ozan şiirinin bir kıtasında Yusuf Paşa için şöyle der:
“Kadı-Oğlu Yusuf Paşa gelende,
Yalan dünya benim derdi Beğ-Dili,
Seksen bin evle Rakka’ya iskan olanda
Tayı, Muvali’yi kırdı Beğ-Dili.
(…)
TAŞDEMİR’im de söyler özünden,
Methedelim Beğ-Dili’nin yazından,
Ala Bucak Kettele’nin düzünden,
Hamed ‘in sancağını bastı Beğ-Dili.”
Rakka’da iskan olan Türkmenler’in Arap ve Kürt aşiretleriyle savaşlarını anlatan aşaığdaki şiir çok anlamlıdır.
Rakka çöllerinden gelen gaziler
Rakka’nın gonca gülü soldu mu?
Yeniden bir haber duydum oradan
Cerid Bekir öldü derler öldü mü?
Cerid Bekir öldü ise kırıldı kilit
Yolumuza çöktü bir kara bulut
Kürdülü Kerim’le Bayındır Halit
Kolu bağlı cellatlara vardı mı?
Kul Sadun’um der ki bulamadık vefa
Hükmümüz geçerli şol Kaf’tan Kaf’a
Ulaşlu oğlu Hacı Mustafa
Alayları bölük bölük böldü mü ?
TÜRKMEN SÜRGÜN BÖLGESİ: RAKKA
Osmanlılar’ın Türkmenleri sürgün ettikleri RAKKA bölgesi neresidir? Rakka Eyaleti, Beydili boyunun sürgün yeridir. Ruha Eyaleti olarakta bilinen Rakka bölgesi 1516 yılında Osmanlı ülkesine katılır. Diyarbakır ile Halep eyaletleri arasınada kalan bölge merkezi Urfa olmak üzere 6 Sancaktan oluşan Rakka Beylerbeyliği de 37 Zeamat ve 616 tımar vardı. Osmanlı yönetimi bu bölge için özel iskan politikası uygulayarak Beydili ve Bozulus Türkmenlerini Fırat Irmağı boyunca yerleştirme girişimleri başarsız oldu. Göçebe Türkmenlerin düzenleri bozuldu. Türkmenlere Arap Aşiretleri eşkıyası saldırıları da istikrarı bozunca 18. yüzyıl karışıklıklar giderek arttı.19 Yüzyılda meydana gelen ayaklanmalar ile Mısır Hidivi İbrahim Paşa’nın bölgeyi alması sonucu; Türkmen Aşiretler yöreden çekildiler. 1840’da bölge tekrar Osmanlılara geçince Rakka Eyaleti kaldırılarak Urfa, Halep’e bağlı bir sancak oldu.
Ahmet Refik, Anadolu’dan Türk Aşiretleri’nin 966/1559 ile 1200/1786 döneminde Rakka çöllerine ve diğer yerler sürgünleriyle ilgili yayınladığı Osmanlı belgeleri, kan ve zülüm kokmaktadır ve bu durum içler acısı bir uygulamadır. Ankara’dan Giresun Keşap’a kadar ki bölge 16. ve 18. yüzyılda Oğuz Türkmen aşiretleri’nin yaşadığı bir coğrafyadır. Osmanlı yönetimi 400 yıl bu bölgede şiddet ve zülüm uygular.Çeşitli boylara mensup bu Türkmenler yerlerinden yurtlarından edilerek, yerlerine Doğu ve Güneydoğu’dan getirilen Sünni Kürt aşiretleri yerleştirilir. Gönderildikleri yerlerden kaçan Türk Aşiretleri eski yurtlarına dönerek Orman içlerinde ve dağlık yörelerde yaşamışlardır. Konya, Ankara, Kırıkkale, Kırşehir, Çorum, Amasya, Tokat, Yozgat, Sivas bölgesinden sürgün edilerek zorla iskana tabi tutulan Türkmenlerin hepsi Kızılbaş Aşiretleridir. Bunların çoğu Rakka gibi sürgün yerlerinden kaçarak Kürt yörelerine sığınmışlar ve süreç içinde Kürtleşmişlerdir. Keskin’de bulunan Hasan Dede Ocağı , yine aynı yörede Haydar Baba (Haydari Sultan) Ocağı ve Koçu Baba Ocağı dönemin Beydili Boyu Türkmenleri’nin inanç merkezleridir. Hasan Dede Ocağı talipleri Beydilli aşiretinin Kuyumcu, Köçekli, Gündeşli obalarıdır.
Yunus Koçak, “Hasan Dede” adlı eserinde bu durumu ortaya koymaktadır. Koçu Baba evlatlarından İbrahim Ulusoy’un bize anlatımları bu dönemde ki olayları aydınlatmaktadır. Yeni İl (Sivas) Bölgesinden de Beydili Kızılbaş oymakları ile diğer Türkmen Kızılbaş aşiretleri Rakka’ya sürgüne gönderilmiştir. Amasya-Tokat-Yozgat-Sivas bölgesinde Beydili Boyunun önemli Kızılbaş aşiretinden olan Sıraçlar da iskana zorlandığı için 16.yy. başlarından 19. yüz yıl sonlarına kadar Osmanlılarla sürekli çekişme içinde olmuşlardır. Sıraç Aşiretleri’nin dini ve siyasi lideri Kurtoğlu Veli Baba 1864 yılında Hakk’a yürüyünce yerine eşi Anabacı Sultan Anşa (Ayşe) Bacı geçer. Anşa Bacı’ yı “Kızılbaşlık Propagandası “ yapıyor diye mutasarrıf olarak görev yapan Kazova’da Haruk çiftliği sahibi Bekir Sami Paşa’ ya şikayet ederler. 16 Şevval 1311 (10 Nisan 1894) tarihinde durum bir raporla Ankara Valisi Mehmet Memduh tarafından Padişah Sultan Abdülhamit’e “Kızılbaş Aleviler” olduklarını ve “siyasi bir mesele ihdas edebilecekleri”ni bildirilir. Bu İstihbarat Raporuna kitabında yer veren Enver Behnan Şapolyo; “Memduh Paşa’nın bu raporundan anlaşıldığına göre, Kızılbaşları tetkik edip anlayamanıştır. Öz Türk olan bu halkı padışaha zararlı bir unsur, İslamiyet’ten ayrılmış bir zümre olarak göstermektedir.” Demekte veHubyarlı (Sarac) Beydili boyundan olduğu belirtilmektedir.
Anşa Bacı altı çocuğu ve ileri gelen akrabaları ile önce Tokat’ta sorulanır. Samsun’ dan gemiyle İstanbul’a getirilirler. Orada tekrar soruşturmaya tabi tutulurlar. Soruşturma esnasında Anşa Bacı’ın talibi ve Çakmak köylü olan Tersane Komutanı Osman Paşa, Anşa Bacı’ya yardım eder. Soruşturma neticelenir , Padişah II.Abdülhamit’in emriyle Anşa Bacı ve oğulları ve damadı Köseoğlu İbrahim, Suriye’nin Şam kentine sürgüne gönderilirler. Anşa Bacı yanındakilerle beraber üç yıl zorunlu olarak Şam da sürgünde tutulmuştur. Bu üç yıl içerisinde Kerbela’yı Necef’i ziyaret etmişlerdir. Sürgün cezaları bitip Tokat-Zile – Acısu Köyü’nün yolunu tutan Anşa Bacı ve yanındakilerin geleceği haberini duyan binlerce kişi Anşa Bacı yı Amasya’da karşılamışlar ve kalabalık bir halk kitlesiyle Anşa Bacı ve evlatları Acısu Köyü’ne dönmüşlerdir. Anşa Bacı’nın yaşadığı bu sürgün hayatı ve işkence dönemi mazlumun yanında yer alan Alevi kitlesini daha çok etkilemiş ve Anşa Bacı’nın etkinliği ve sevenleri daha çok artmıştır. Anşa Bacı çocuklarının da küçük yaşta olması sebebiyle Aşiretin başına geçmiş ve Acısu Köyü’nde bulunan Hubyar Ocağına tabi posta oturmuştur. Bugün Anşa Bacı Ocağı ve Cemevi; Beydili Sıraç Aşireti’in inanç merkezidir.
Birinci Dünya Harbi’nde Beydili-Sıraç topluluklarından oluşan Redif Taburu, 1913 yılında Rus Cepesine savaşa gitmiş, mütareke sonrası sancaktar İsmail Çavuş; tabur Sancağın getirerek Hubyar Sultan Türbesi’nin üzerine örtmüştür. Ayetelkürsü işlemeli ve üzerinde “Koçhisar Redif Taburu’nun Yadigarıdır 1331” yazılı yeşil sancak halen türbededir. Kurtuluş savaşında maddi ve ayni destek veren Sıraç toplulukları Atatürk’ü fiilen desteklemişler ve bu günde onun düşünceleri doğrultusunda gitmektedirler.
RAKKA’DA OSMANLI YÖNETİMİNDEN BİR KISSA
Gaziantep bölgesinde yerel araştırma yapan Cuma Karataş, kitabında şu söylenceye yer verir: “Abbas Paşa, Urfa valisidir. Göçebe Türkmenler de Rakka ve Colap’ta yerleştirilmiş, tarımla uğraşmaktadırlar. Topraklar devletindir. Her köyde devletin bir görevlisi bulunmaktadır, tarım işlerini kontrol etsin diye. Bunlara “Şahna” denilmektedir, seksen şahna görevlendirilir her yıl. Bu şahnalardan biri bir Türkmen kızını beğenir. Daha sonra bu kızın güzelliğini Abbas Paşa’ya anlatır. Abbas Paşa kızın babasını yanına çağırır, ondan kızını kendisine eş olması için ister. Kızın babası tek başına karar veremeyeceğini, aşiretine danışması gerektiğini bildirerek süre ister, köyüne döner. Kızın babası aşiretin ileri gelenleri ile ve diğer aşiretlerle görüşür, bilgi alışverişinde bulunur. Sonunda kızı Abbas Paşa’ya vermeye karar verirler. Anacak bu kararlarını gizli tutarlar. Harman zamanı ürünlerini samandan ayıkladıktan sonra, tüm Türkmenler kendi aralarında anlaşır, seksen şahnayı birden harmanların içine atarak yakarlar. Eşyalarını toplayıp Colap’tan kaçaralar. Fırat’ı geçip bu günkü yaşadıkları alanlara yerleşirler.”
Osmanlı, Rakka’daki Türkmenleri cezalandırmak için Abbas Paşa’yı görevlendirmiştir. Abbas Paşa’ın İskenderun’dan karaya çıkıp bölgeye gelişini Dadaloğlu şu deyişi ile anlatır:
“İskeleden kaktı ol Abbas Paşa,
Kızılı, boranlı dağ var önünde,
Elbeyli beylerin at başı çekmez,
Çevrilip konacak yer var önünde.
İlleride Osman Bey, zorbalar başı,
Aşireti var, çıplak eder savaşı,
Keser kelleler, basar üleşi,
Kartallar dönecek yer var önünde,
Küçük Ali Oğlu da, haykırır kakar,
Düşmanı görünce, belini büker,
Çimbulat kılıçla demir bent söker,
Omuzu kalkanlı er var önünde.
DADALOĞLU der; ordan geçerse,
Elbeyli Türk’ünden yolun açarsa,
Akan kanlı Murat köpük saçarsa,
Seyit Battal gibi er var önünde.
OSMANLI BELGELERİNDE SÜRGÜN TUTANAKLARI
Beğdili Aşireti başta olmak üzere, her boydan Türkmen obaları Rakka’ya zorla sürgün edilerek o bölgeye iskan edilmeye çalışılır. Aşağıda vereceğimiz belgelerdende anlaşılacağı gibi Türkmenler Rakka’dan firar ederek ya eski bölgelerine ya da Anadolu’nu içlerindeki dağlık yörelere sığınırlar. Canik, Munzur ve Toros dağları ile uzantıları “kaçkuncu” Türkmenlerin yurtları olur. Ya da C.Orhonlu’nun belirtiği gibi “İskandan kaçanlar Anadolu yakasında bulunan şehir ve kasabalara iltica etmişler evkaf, has, tımar, zeamat topraklarına, ayni zamanda çiftliklere ve diğer oymaklar arasına gizlenmişlerdi” Bunun nedeni de “Arap aşiretlerinin baskılarına karşı Türk oymaklarının mücadelesinin yönetimce şiddetle cezalandırmasından kaynaklanmaktadır. Bu cezalandırma yöntemleri türkülerde canlı olarak görülmektedir” Bayındır, ve Döğer Boyu oymakları ve obaları ile Bozkoyunlu cemaati, Beğdili Boyuna tabi olarak Rakka’da iskan edilirler. Sonrası içinde Ceved Türkay, Osmanlı belgelerinden şunları yazmaktadır:
“Bayındır Cemaati, Beğdil Aşiretine tabidir. Rakka iskanından Bayındır Türkmanı Cemaatının yaylakları, Sivas cıvarında Tonos (Tenos) ve Kangal Nahiyelerinde vaki Ulaş nam Karye ile Kangal Karyesinin mabeyninde olan Deliktaş ma’beri idi”… “Beğdili Aşiretine tabi olan Bozkoyunlu Cemaati, Konya ve öte caniblerinde yiğirmi kadar evleriyle olurlar ve on kadar evleri Aksaray Sancağında Beğdik Türkman içinde Balam Halil ve gayrileri yanlarında olurlar deyü tahrir olunmuş”… “Döğerli Cemaati, 150 hane olub, Beğdili Aşiretine tabidir. Cemaat-i mezbure, 1140 senesinde Rakka Beğlerbeği Süleyman Paşa zamanında bilkülliyye firar ve mahall-i iskanlarında bir evleri kalmayub, bizler Alacahan’a muhafazacı yazıldık derler imiş. Kendüleri muhafazıcı değil, bir iki sene kalırlar ise, ol etrafın harab ve yebab olmasına dahi sebeb olub, bunların anasıl Beğdili Türkmanı eşkıyasıdan olup, bunların teaddisi sebebiyle ebna-i sebil bilkülliyye munhatı-olub ve Beğdili Türkmanı’nın ekseri yanlarına tecemmu’edecekleri bi iştibah’dır deyü tahrir olunmuş”… Avşar ve Bozulus topluluklarına ilişkin ise: “Avşar-ı Recepli Cemaatı, mukaddema Rakka’ya iskan olunmuşlardır. Mahall-i iskanda elli kadar evleri vardır. Cemaat-ı Mezbüreden Beğler ve Torunlar ve reayaden ikiyüz kadar evleri, mukaddema gidüb bindokuzyüzyirmibeş kuruş beher sene Rakka tarafına mal verirler idi. Binyüzkırk senesinde Süleyman Paşa zamanında kırk kadar evleri firar ve hala mahall-i iskanlarında elli kadar evleri kalmıştır deyu tahrir olunmuş. Afşar-ı mezbür, Rakka’ya iskanı ferman olunub Zîr’e kaydolmuştur”… “Bâb-ı Altun Cemâatı, Bozulus Aşiretine tabi olub, yiğirmibeş hanedir. Cemaat-ı mezbür, Kadızade Hüseyin Paşa (1140 senesinde Rakka Beğlerbeği) zamanında îvâ ve iskân ve istikrâr olunup ve zer’ve hars ile meşgul iken, bazı avarız ve havadis zuhuriyle ekseri fırsat bulup, Rum tarafına ve Bozok caniblerine firar edüb ve gerü kalan evleri dahi, evvel giden evlerimiz gelmedi deyü birer beşer fırsat bulup, firar edüb, hala mahall-i iskanda bir evleri yoktur. Elyevm cümlesi Keskin ve Bozok ve Kırşehir ve Çiçekdağı taraflarında olurlar deyü tahrir olunmuş”… “Bozulus Aşiretine tabi olan Harmandalı Cemaatı, 60 Hanedir.
Cemaat-ı mezbürenin bir miktarı 1120 senesinde firar edüb, badehü Yusuf Paşa irca’ve Rum’a firarileri ahara malikane olunmuş deyu, mahall-i iskanda olanlar dahi üçer beşer firar etmek üzerdir. Hala mahall-i iskanlarında yiğirmi kadar evleri ancak kalmışdır. Elyevm Rum tarafınad olanlar, Bozok’da ve Salarlı ve Mamalı ve Pehlüvanlı içlerinde olurlar”… “Kabağılı Tokuzu Cemaatı, Hacıayvadoğlu Aşiretinden olub, 150 hanedir. Cemaat-ı Mezbürenin bir miktarı 1126 senesinde firar edüb, baki kalan yüz kadar evleri dahi Süleyman Paşa (Rakka Beğlerbeği) zamanında bilkülliyye firar ve bâdehû Vezir Ahmet Paşa zamanında bir miktar evleri, mahalli iskana gelüb, nehr-i Fırat’ı geçirmeyüp, Birecik nahiyesinde.. nâm karyede ikamet etdirüb, hîn-i azlinde Kedhüdası Mehmed Kethüda maan götürüb, hala cümlesi, Antakya kurbünde ve Gavurdağı tarafında olurlar; deyu tahrir olunmuş”… “Karakocalı Cemaatı, 35 hane olub, Beğdili Aşiretine tabidir. Cemaat-ı mezbür, Konar-Göçer Yörükandan olub, ezkadim Biga ve Çan kazalarında yaylayub, İnegöl ve Tuzla ve Bayramiç Kazalarında kışlarlardı. Cemaat-i Mezbüre, yüzkırk senesi Süleyman Paşa zamanında bil külliyye evleriyle mahall-i iskanlarından huruc ve Rum tarafına firar ve hala Kangal Kazası dahilinde Alacahan tarafında olurlar. Bizler, Kangal Cami’i evkafındanuz, Alachan’a muhafazacı tayın olunduk, derler imiş. Cemaat-ı mezbüre, iki kabile olub, bir kabilesi cami-i mezbür vakfı ve bir kabilesi dahi otuzbeş senedir mahall-i iskanda olurlar. Mezbürlar, aslında hırsız ve haramzade olub, ol tarafda kalur ise, ol etrafın dahi harabına bais olurlar deyu tahrir olunmuş”…
“Küçüklü Cemaatı, Bozulus Aşiretindendir. 150 hane olub, üçyüz guruş zamla Yeni İl mukataasına ilhak olunmuşdur. Küçüklü Cemaatı, Kadızade Hüseyin Paşa zamanında iva ve iskan ve istikrar olunub ve zer’ve hars ile meşgul iken, bazı avarız ve havadis zuhuriyle ekseri fırsat bulub, Rum tarafına ve Bozok caniblerine firar edüb ve gerü kalan evleri dahi evvel giden evlerimiz gelmei deyü birer beşer fırsat bulub, firar edüb, hala mahall-i iskanda bir evleri yoktur, elyevm cümlesi Keskin ve Bozok ve Kırşehri ve Çiçekdağı tarafında olurlar, deyu tahrir olunmuş. Küçüklü Cemaatı, Gencelübayadı (Gençlü Bayad) demekle marufdur”… “Bozulus Aşiretinden olan Cemaat-ı Silsüpür Ceridi, 250 haneden ibaret olup, malına 450 guruş zamla Yeni İl mukataatına ilhak olunmağla, kırkaltı mukataasına kayd olunmuştur. Cemaat-ı mezküre, Kadızade Hüseyin Paşa zamanında iva ve iskan ve istikrar olunub ve zer’ve hars ile meşgul iken, bazı avarız ve havadis zuhuriyle, ekserisi fırsat bulub, Rum tarafına ve Bozok caniblerine firar edüb ve geru kalan evleri dahi evvel gidenlerimiz gelmedi deyu, birer beşer fırsat bulub, firar edüb hala makall-i iskanda bir evleri yoktur; elyevm cümlesi Keskin Ve Bozok ve Kırşehri ve Çicekdağı taraflarında olurlar, deyu tahrir olunmuş.”
F.Sümer, “Bu iskanda en büyük ızdırabı Beğ-Dili boyu çekti” demektedir. Enaz bu boy kadarda; 13. yüz yılda Orta-Asya’dan Anadolu’ya gelen Bayat boyundan olan Barak obalarıda Rakka’ya iskan esnasında eza-cefa cekmiş, zülüm görmüştür. Bu İskanla ilgili Dedemoğlu şu deyişi söyler:
Çıktık Horasan’dan sökün eyledik
Düşürdüler bizi tozlu yollara
Omuzlarda parlıyor uzun şelveler
Aşırdılar bizi karlı dağlara
Bölük bölük oldu yüklendi göçler
Atlaydı yaşlılar yayadı gençler
Başımıza geldi olmadı işler
Düşürdüler bizi görülmedik ellere
Gehi konduk gehi göçtük yollardan
Bilip bilmediğim yaban ellerden
Kerbela çölünden ıssız dağlardan
Bizden sonra bir ad kalsın dillere
Oradan geçirdi sürdü Colab’a
Seksen dört bin hane gelmez hesaba
Deve koyun insan çoktur kalaba
Susuz hayvan inileşir çöllerde
DEDEMOĞLU der ki aşkın bağından
Aşırdılar bizi Yozgat dağından
Anadolu Sivas şehri sağından
Göçtüğümüz destan olsun dillere.
Beğdilli aşiretinin büyük ozanı Dedemoğlu; Çorum’un Sungurlu ilçesinin Araf köyündendir. Çiftlik köyünde de “dedemoğlu” lakablı bir aile vardır. Alaca (Hüseyinova) İlçesinin Oyacı adlı köyünden olduğunu söyleyenlerde vardır. Dedemoğlu adıyla bir Alevi Dede Ocağı var olması, Ozan Dedemoğlu’nun Çorumlu olduğunun kesin olarak göstermektedir.
Beğdili Sıraçlı cerit obası
Rakka’ya sürgün olmuş yuvası
Osmanlı da sana kurban olası
Analar bacılar ağlar yollarda.
Elinde dirgende belinde orak
Alnı çizgi çizgi yüzü de soluk
Çoluk çocuğunda saçları yoluk
Dedeler nineler zahmetle yolda.
Öfkeyle çarpıyor yürekle bellek
Cepkeni yırtıkta çarığı yarık
Şahlanıp vuracak bileği bükük
Yiğitler zincirli zulmatta harda.
ONAR BABA Beğdil’nin gardaşı
Şeyh Hasan’da Hubyar Sultan yoldaşı
Hacı Bektaş tüm yarenler sırdaşı
Bacılar sofular erkanda kanda.
Kaynak : Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Türkmenleri – A.KENANOĞLU – İ.ONARLI Hubyar Sultan Derneği Yayınları 1
***
Rakka Göçünün Beydili-Barak Türkmenleri Üzerindeki Kültürel Yansımaları
### ÖZET
Barak kültürünün kökleri göçebe Türkmen yaşam tarzına, İslam öncesi Türk geleneklerine, İslami etkilere, Osmanlı İmparatorluğu ile etkileşimlere, onun idari sistemine ve yaşadıkları bölgelerin coğrafi ve ekonomik koşullarına dayanmaktadır. Günümüz Barak aşiretlerinin ana kökeni, aralarında Beydili aşiretinin en önde geldiği Halep Türkmenlerine dayanmaktadır. Sonuç olarak Barak Türkmenleri; tarihsel olarak Halep Türkmen bölgesi olarak bilinen bölgede önemli bir rol oynayan ve bugün Barak bölgesi olarak anılan yerde varlığını sürdüren Beydili aşiretinin anıları ve deneyimleriyle şekillenmiştir.
Barak kültürünü oluşturan unsurlar sadece Türk gelenekleri veya yaşadıkları tarihi göçlerle sınırlı değildir; aynı zamanda Arap, Kürt ve diğer komşu Türkmen topluluklarıyla dinamik etkileşimleri de içerir. Barak kültürü; tarihsel derinliği, sözlü edebiyatı, türküleri, ağıtları, halk oyunları, halıları, gelenekleri ve sosyal örgütlenmesiyle öne çıkan zengin ve anlamlı bir Anadolu Türkmen mirasını temsil etmektedir. Bu makale, Barak kültürünü ve Beydili aşiretinin etkisini tarihsel ve sosyolojik merceklerden inceleyerek göçebelikten yerleşik hayata geçiş, gelenek ve modernlik arasındaki gerilim ve kültürel kimliğin sürekliliği gibi temaları ele almaktadır.
**Anahtar Kelimeler:** Barak, Oğuz, Beydili boyu, Rakka Göçü, Dedemoğlu.
### ABSTRACT
Barak culture is rooted in the nomadic Turkmen lifestyle, pre-Islamic Turkic traditions, Islamic influences, interactions with the Ottoman Empire, its administrative system, and the geographical and economic conditions of the regions in which they lived. The primary origin of today’s Barak tribes lies in the Aleppo Turkmens, among whom the Beydili tribe has been the most prominent. As a result, the Barak Turkmens were shaped by the memories and experiences of the Beydili tribe, which played a significant role in the region historically known as the Aleppo Turkmen area, and still maintains its presence in what is now referred to as the Barak region.
What constitutes Barak culture is not limited to Turkic traditions or the historical migrations they experienced; it also involves dynamic interactions with Arab, Kurdish, and other neighboring Turkmen communities. Barak culture represents a rich and meaningful Anatolian Turkmen heritage, distinguished by its historical depth, oral literature, folk songs, laments, folk dances, carpets, customs, and social organization. This article examines Barak culture and the influence of the Beydili tribe through historical and sociological lenses, addressing themes such as the transition from nomadism to settled life, the tension between tradition and modernity, and the continuity of cultural identity.
**Keywords:** Barak, Oghuz, Beydili tribe, Raqqa Migration, Dedemoglu.
## GİRİŞ
Barak, hem anlamı hem de mensup olduğu boy itibarıyla birçok tartışmayı da beraberinde getiren aşiretlerden bir tanesidir. Barak adının nereden geldiği ve anlamı hakkındaki ilk bilgilerden biri Kaşgarlı Mahmud’un *Divânu Lugâti’t-Türk* adlı eserinde yer alır. Bu eserde barak sözcüğünün anlamı “çok tüylü köpek”; “baraklığ kişi/er” tamlaması da “barak soyundan köpeği olan kişi” anlamıyla kaydedilmiştir (Kaşgarlı Mahmud, 2005: 51, 171). Bir av köpeği cinsi dışında; “tüylü çuha, kebe, kepenek, kılcar, ağaçlara sarılan büyük asma” gibi çeşitli anlamlara da gelmektedir. *Lehçe-i Osmanî*’de ise “tüylü, soy bir at”, “bir nev’i av köpeği”, “Tatar veya Sibir köpeği” anlamlarıyla anılmaktadır. Etimolojik olarak barak sözcüğü genel olarak Kaşgarlı Mahmud’u referans alarak uzun tüylü köpek; bazen de daha genel olarak diğer hayvanlar, kilimler vb. nesneler için de “tüylü, uzun kıllı” manalarında kullanılmıştır. Barak kelimesinin Altaylarda efsane kahramanlardan geldiği hakkında da rivayetler mevcuttur (Yıldız, 2012: 148; Şahin, 2022: 56).
Barak ismini “çok tüylü bir köpek” olarak kabul eden görüşün temeli, *Divânu Lugâti’t-Türk*’te yer alan bir efsaneye dayanır. Bu efsaneye göre:
> “Türk inançlarına göre akbaba, yaşlandığı zaman iki yumurta yumurtlar; onların üstüne kuluçkaya yatar. Bu yumurtaların birinden Barak adı verilen köpek doğar. Bu, en hızlı koşan ve avda en güvenilir köpektir. Diğer yumurtadan çıkan akbaba yavrusu ise akbabanın son yavrusudur.” (Kaşgarlı Mahmud, 2005: 171).
>
Akbabanın ölmeden önce son iki yumurtasının birinden Barak adlı köpeğin doğması hususu, *Divânu Lugâti’t-Türk*’ün verdiği anlam değerlendirildiğinde bir ölüm-doğum dengesini gösterir. Bu açıdan da “Barak” adının ölüm ve doğumla ilişkili olması muhtemeldir (Dağı, 2020: 26; Kum, 1963: 27).
Barak kelimesinin etimolojik kökeni Yörük-Türkmen bakış açısından değerlendirildiğinde, Barak kelimesinin anlamlarından olan “tüylü çuha, kebe, kepenek, kılcar” gibi kelimelerden özellikle kebe ve tüylü çuhanın Yörük-Türkmen obalarında çokça bilinen bir dış giyimi temsil ettiği söylenebilir. Uzun tüylü çuhalara “Barak” denirken; diğer yandan palto yerine askerlere giydirilen kaputun eski adı kebenin uzun tüylüsüne de “Barak” adı verilmiştir. Bu bağlamda “kebenli, kepenekli” nitelendirmeleri buradan türemiştir. Bu nedenle kepenekli, çuhalı anlamına gelen “Baraklı” sıfatı zamanla oba ismine dönüşmüştür. Eski Türk boylarında kahramanlar genellikle hayvan isimleri ile özdeşleşmiştir. Bu açıdan bakıldığında ise, sürüsü çok fazla olan Yörük-Türkmen obalarından biri olan Barakların “sürüyü iyi koruyan seçkin bir köpek” adı ile anılmış olması muhtemeldir. Güneydoğu’daki bir kısım Barak obaları için “İt-Barak” adlandırmasının bu ikinci anlamdan etkilendiği söylenebilir (Yıldız, 2012: 148). Bunların dışında; Barak kelimesinin cesaret ve kahramanlık timsali olan kurt başı anlamını taşıdığı, Barakların iskânın bayraktarı oldukları için “Bayraktar” kelimesinin zamanla değişerek “Barak” şekline dönüştüğü veya Barak Baba’nın ölümünden sonra yandaşlarına “Baraklar” denildiği gibi görüşler de mevcuttur (Ekici, 2024: 303; Şahin, 1962: 65).
Bu çalışma, günümüzde özellikle Gaziantep ve çevresinde yaşayan Barak Türkmenlerini konu almaktadır. Toylar, şölenler, Barak odalarında yapılan sohbetlerde anlatılanlar ve Barak beylerinin kendi tarihsel anlatıları, saha gözlemleriyle desteklenerek değerlendirilmiştir. Ayrıca tarihsel kaynaklar da incelenerek çalışmaya dâhil edilmiştir. Sahadaki sözlü tarih anlatımlarından yola çıkılmış; bu anlatımların tarihî ve kültürel kaynaklardaki karşılıkları derlenerek sunulmaya çalışılmıştır. Araştırmada, Barak Türkmenlerinin sosyo-kültürel yaşamlarında derin izler bırakan Rakka Göçü ile bu göçe tabi tutulan Beydili Türkmenleri arasındaki soy ve akrabalık ilişkileri hukuki, sosyolojik, tarihsel ve kültürel açılardan ele alınmıştır. Saha araştırmaları, Barakların kendilerini Beydili Türkmenlerine bağladıklarını, bu boya ait gelenek ve kültürel değerleri benimsediklerini ve hâlâ yaşatmaya devam ettiklerini göstermektedir. Hatta düzenledikleri toy ve şölenlerde ya da kurdukları derneklerde dahi Beydili Türkmenlerine ait tamgaları kullandıkları gözlemlenmiştir[^1]. Bu çalışma, söz konusu tarihsel bağı vurgulamak ve Barak Türkmenlerinin benimsediği kültürel kodları ön plana çıkarmak amacıyla hazırlanmış bir derleme niteliğindedir.
## BARAK TÜRKLERİNİN KÖKENİ
Barak Türkmenleri olarak adlandırılan Baraklar; Anadolu’nun birçok bölgesinde bulunsa da çoğunlukla Kilis, Gaziantep ve Nizip’i (bir kısmı günümüzde Suriye sınırları içindedir) kapsayan ve “Barak ili” olarak adlandırılan bölgede yaşamaktadır (Şahin, 2022: 55; Tanyol, 2014a: 71; Dağı, 2020: 27). Barak Türkmenlerinin hangi boya mensup olduğu konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte Beydili[^2], Cerid ve Bayat boyları öne çıkmaktadır.
Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’ne ait Osmanlı belgelerinde Barak Türkmenleri, Bayat taifesine bağlı oymaklardan biri olarak görülmektedir. Bu belgelerde Bayat boyuna bağlı 20 oymaktan biri olarak geçmektedir. Her ne kadar bazı belgelere göre Bayat boyu arasında sayılmış olsa da bugünkü Barak oymaklarının asıl kaynağı Halep Türkmenleridir. Halep Türkmenlerinin bulunduğu sahada en fazla etkili olan boy, Beydili boyudur. Dolayısıyla Barak Türkmenleri de Halep Türkmenlerinin etkili olduğu, bugün de Barak ili denilen sahada varlık gösteren Beydili boyunun anı ve maceralarıyla yoğrulmuştur (Tanyol, 2014b: 68-70, 78). Bu nedenle Barak Türkmenlerinin kendilerini Beydili boyuna mensup kabul ettikleri söylenebilir[^3].
Barak Türkmenlerini Cerid Türkmenlerinden kabul eden Faruk Sümer’e göre, VI. yüzyılda Suriye çölünü işgal eden Arap Tayy boyunun kollarından biri olan Şamarlar, Rakka bölgesini ele geçirdiler. Daha sonra Orta Arabistan’da yaşayan Anazeler bunları kovarak Rakka bölgesine ve Suriye çöllerine hâkim oldular. Anazelerin bu bölgede çok fazla tahribat yapması, bölgeyi haraca bağlaması ve kervanların işlemesine engel olan müdahaleleri üzerine Osmanlı Devleti; Halep Türkmenleri ve Yeni İl’e bağlı bütün Beydili obalarını ve oymaklarını Belih Irmağı’nın Harran’ın altındaki Akçakale’den Akka’ya dek uzanan kıyısına yerleştirdi. Diğer birçok oymağı ise Urfa’nın doğusundaki Culab (Cullab) Irmağı kıyılarına, Harran yöresine, Urfa’nın kuzeybatısındaki Bozabad ile güneybatısındaki bazı yerlere yerleştirmiştir. Buradaki Beydili obalarının içinde Beydili boyundan Cerid’e bağlı Barak Türkmenleri de vardır. Buraya yerleştirilen Beydili’nin ekser obaları olan Baraklar ve diğer gruplar XIX. yüzyıla kadar burada kalmışlardır (Sümer, 1972: 193-194).
Faruk Sümer’e göre “Baraklar, XVI. yüzyılda Yeni İl’in Dulkadirli koluna mensup Barak adlı bir Cerid obasından başkası değildir” (Sümer, 1972: 194). Faruk Sümer gibi bazı isimler, Barak Türkmenlerinin Cerid obasına mensup olduğunu kabul ederek onu Oğuzların Bayat boyuna bağlamaktadırlar[^4] (Sümer, 1972: 178). Ancak bazı tarihçiler, Cerid ve Tecirli Türkmen aşiretlerinin Oğuzların Bozok kolunun Yıldız Han soyuna bağlı Beydili boyuna[^5] mensup olduklarını kabul ederler (Sansar, 2013: 2; Kum, 1963: 33). Dolayısıyla Barak Türkmenlerini Beydili boyuna bağlayan çok sayıda kaynak mevcuttur (Sansar, 2013: 2; Şanda, 2018: 30; Genç, 2021: 242; Kum, 1963: 33). Hatta Cahit Tanyol, Barakların örf ve adetleri üzerine yazdığı eserinde, Barakların kendi şifahi tarih ve destanlarında da ağırlık merkezini Beydili aşiretinin oluşturduğunu ve Barakların Beydili boyunun tüm ananelerine tevarüs ettiklerini bildirmektedir (Tanyol, 2014b: 68).
Baraklar; kendi şifahi tarihlerinde Horasan’dan geldiklerini, liderleri Firuz Bey[^6] zamanında 4.000’i Abdal olmak üzere toplam 84 bin hane ile göç ederek Yozgat havalisine yerleştiklerini anlatırlar. Bu sırada Abdalların reisi ise Firuz Bey’in yanında saz şairi olan Dedemoğlu’dur (Tanyol, 2014a: 73; Görkem, 2007: 4-5; Demir, 2021: 64).
Barakların Beydili Oğuz boyundan olduklarını Barak tarihçesinin şu satırları teyit etmektedir:
> “Bunlar Horasan’dan çıkınca ahlak ve terbiyeleri güzeldi, birbirlerini çok sayar ve severlerdi. Büyüklerini büyük tanırlardı. Dilleri hoş ve güzeldi. Onun için Acemler onlara Beydili demişlerdi. Yapacakları işleri ihtiyarlarına danışırlardı, fukaralarını sefil etmezlerdi. Başbuğları olan Firuz Bey tarafından kendilerine emir verilmişti: 'Yabancıya kızlarınızı vermeyin ve siz de yabancıdan kız almayın' diye. Onun için ırklarından başkasına kız vermezlerdi, kendileri de başkasından kız almazlardı.” (Kum, 1963: 35)
>
Yeni İl ve Halep Türkmenlerine H. 1101 / M. 1689 yılında gönderilen defterde Firuz Bey ile oğlu Şahin Bey’in isimleri görülmektedir ki Osmanlı belgelerinde bu Türkmen beyleri “Beydili Beyi” olarak kabul edilmektedir (Tanyol, 2014b: 72-73).
Bugün Şanlıurfa ve Gaziantep vilayetleri başta olmak üzere Anadolu’nun muhtelif yerlerinde yaşayan Baraklar, kısmen Suriye hududu dâhilinde kalmışlardır. Baraklar birçok kabileden oluşmaktadır. Bunlar arasında Bayat, Bayındır, Karakuzak (Karakozaklı), Terekili (Tiryakiler), İseli-Eseli (İsalı), Kürdülü, Torunlu, Göğebakanlı, Meherremli, Adıklı, Abdürrezzaklı, Şarkevli, Yağmurlu, Çok Çukurlu, Tabur, Kıyan, Kırkız oymakları ile Ali İdrisli, Hacı Kasımlı, Mercanlı, Çoksuruklu, Marzıbalı, Çayrazlı grupları “Barak” kabilesine mensuptur. Barak kabilesi içinde “Yazır”, “Bayındır” ve “Avşar” gibi Oğuz kabile isimlerini taşıyan köyler bulunmaktadır (Öztelli, 1965: 733; Dağı, 2020: 27).
## OSMANLI İSKÂN SİYASETİ VE RAKKA GÖÇÜ
Barak Türkmenlerinin kültürel hafızasında derin izler bırakan en önemli olay, Osmanlı Devleti’nin iskân siyaseti neticesinde yaşanan Rakka Göçü’dür.
Osmanlı Devleti, XVII. yüzyılda giderek kendisini hissettiren merkeziyetçi politikalarının bir ürünü olarak sınır bölgelerinde yaşayan konar-göçer grupları kontrol altına almaya çalışmıştır. Bu bağlamda Osmanlı, Barak Türkmenleri gibi konar-göçer toplulukların vergi ödemekte zorlanmaları ve zaman zaman yerleşik halkla ya da diğer aşiretlerle çatışma yaşamaları nedeniyle bu grupları merkezî otoriteye dâhil etmek, kontrol altında tutmak ya da stratejik bölgelere yerleştirmek istemiştir. Osmanlı bu politika ile hem göçebe toplulukları yerleşik hayata geçirmeyi ve düzenli vergi toplamayı hedeflemiş hem de bölge güvenliğini sağlamayı amaçlamıştır.
İskân siyaseti çerçevesinde, özellikle Halep Türkmenleri olarak adlandırılan ve büyük bir kısmı Beydili boyuna mensup olan topluluklar (içlerinde Baraklar da bulunmak üzere) bu sürece tabi tutulmuştur. Osmanlı Devleti, Halep Türkmenlerinin XVII. yüzyıl sonlarından (M. 1690-1691) itibaren günümüzde Suriye sınırları içerisinde kalan Rakka havalisindeki Belih Suyu bölgesine ve Ayn-el Aruz Gölü çevresine göç ettirilmesini kararlaştırmıştır. Bunun neticesinde Beydili taifeleri ve Baraklar, 21 Aralık 1691 tarihli iskân fermanıyla Şanlıurfa ile Rakka arasında kalan güney bölgesine yerleştirilmiştir (Altınok, 2002: 211; Tanyol, 2014b: 72-73; Köksel, 2019: 80; Hartavioğlu, 2013: 14; Andaç Şahin, 2007: 5).
Halep Türkmenleri içinde bu iskândan en çok etkilenen grup Barak Türkmenleri, boy olarak ise Beydili boyudur. Bu süreçte Halep Türkmenlerinin lideri hakkında, *"Toplandık, aşiret geldik Culap'a / Baş bend de Firuz Bey'in değil mi?"* diyen Dedemoğlu’nun şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla, iskâna tabi tutulan Barakların lideri aynı zamanda Beydili Beyi olan Firuz Bey’dir (Köksel, 2019: 83; Demir, 2021: 62; Hartavioğlu, 2013: 13; Andaç Şahin, 2007: 5-6).
Osmanlı Devleti, Beydili ve diğer Türkmen gruplarını Rakka’ya göndererek konar-göçer toplulukları yerleşik hayata geçirmeyi hedeflemiştir. Devlet her türlü idari tedbiri almış olsa da bölgenin çöl iklimine sahip olması ve yerel Arap kabileleri ile Türkmenler arasında yaşanan çatışmalar, Türkmenlerin bu göçü bir “sürgün” olarak algılamasına neden olmuştur. Ağır iklim koşulları ve coğrafi şartlar sebebiyle bölgeye uyum sağlayamayan Türkmenlerin bir kısmı Anadolu’ya geri dönmüştür. Osmanlı Devleti, Beydili boyuna bağlı bu grupları ikinci kez iskâna tabi tutmuştur. Ancak devletin zorlayıcı tutumu ile konar-göçerlerin geleneksel yaşam tarzları arasındaki çelişki nedeniyle aşiretler bu durumu kabullenmeyerek sürekli Anadolu’ya kaçma yollarını aramıştır.
Tutumun sertleşmesi üzerine Türkmen beyleri toplanarak isyan kararı almıştır. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, isyanı bastırmakla Yusuf Paşa’yı görevlendirmiştir. Yusuf Paşa, isyan eden oba beylerini idam ettirerek isyanı bastırmış[^7] ve Türkmenleri püskürtmüştür. Bu sırada Beydili içindeki obaların başında Firuz Bey ile oğlu Şahin Bey, Cafer Bey, Kenan Bey, Kurd Bey, Ömer Bey, Hasan Bey, Murtaza Bey, Ganem Bey ve Karakoyunlu Battal Bey gibi liderler bulunmaktadır. Öldürülen beyler arasında Firuz Bey’in oğlu Şahin Bey de vardır. Bu süreçte Barakların, Yusuf Paşa tarafından Culab denilen mevkiye (Urfa ve Akçakale’nin güneyine) kadar takip edildiği söylenebilir (Altınok, 2002: 212-213; Zeyrek, 2009: 25-26, 29-30; Köksel, 2019: 83).
Türkmenlerin Culab’a gelmesiyle de sorun çözülmemiştir. Yusuf Paşa, isyan eden Beydili taifeleri içindeki Baraklara haber göndererek, *"Gelin, kendinizi hükümete asi yapmayın; ev başı bir koyun verin. Ben de dileğinizi Osmanlıya yazayım"* demiştir. Türkmenler 84.000 koyun vererek devletle anlaşma yoluna gitmiştir. Ancak sözlü hatıralara göre, bir kervan soygunu gerekçesiyle Abbas Paşa Rakka’daki Türk oymaklarına saldırmış; onları yenilgiye uğratarak Culab’ı terk etmelerine neden olmuştur. Bu hadisenin ardından Beydili, Barak ve diğer oymaklar Culab ve Rakka’yı terk ederek önemli ölçüde Gaziantep’in güney bölgelerine yerleşmiştir. Bu olayın XIX. yüzyılda gerçekleştiği anlaşılmaktadır (Zeyrek, 2009: 31, 37-38; Altınok, 2002: 212-213).
## BARAK KÜLTÜRÜ VE BU KÜLTÜRÜN OLUŞMASINDA ETKİLİ OLAN ÖGELER
Barak kültürü; bugün başta Gaziantep’in Oğuzeli ilçesi ve çevresi olmak üzere Barakların varlık gösterdiği tüm coğrafyada kendisini hissettiren çok katmanlı bir halk kültürüdür. Kültürün bu derece köklü ve katmanlı olmasının sebebi, konar-göçer yaşam tarzının uzun süre muhafaza edilmesi ve Orta Asya’dan Anadolu’ya, oradan da Rakka’ya uzanan göç sürecinde farklı devlet, kavim ve boylarla etkileşim içinde olunmasıdır. Genel çerçevede Barak kültürü, Beydili boyu dairesinde şekillenmiş; Rakka sürgünü ise bu kültürün kimlik kazanmasında belirleyici temel faktör olmuştur.
Beydili ve Barak kültürünün oluşumundaki en önemli unsurlardan biri, Orta Asya’dan getirilen Eski Türk inançlarıdır. Şamanist ögeler, sözlü gelenekler, akrabalık dokusu ve hayvancılığa dayalı göçebe yaşam tarzı bu kültürün temel taşlarını oluşturur. Anadolu’ya geldikten sonra da Osmanlı Devleti’nin iskân zorlamalarına rağmen bu yaşam biçiminden uzun süre vazgeçilmemiş, böylece söz konusu ögelerin kültürel hafızada kökleşmesi sağlanmıştır.
Bu kültürel hafıza, kendisini yanık Barak türkülerinde sıkça hissettirir. Özellikle iskânın ilk yıllarında yeni yurtlarını benimseyemeyen Beydili Baraklarının, Horasan güzergâhına duydukları özlem şiirlere yansımıştır (Zeyrek, 2009: 14-16; Hartavioğlu, 2013: 14):
> *Beyler binsin Arap atın beline,*
> *Def tutalım Nuş-u Revan yoluna,*
> *Dedem yurdu Türkistan’ın çölüne,*
> *Gergiler kurduğum günler olur mu?*
> *Kalk seninle gidelim, gün doğmadan Türkistan’a*
> *Yeten meyveyi batırdık, inanmam bağa bostana.*
> *İsfahan’dır bizim aslı elimiz,*
> *Ördek uçtu viran kaldı gölümüz.*
> *Çıktık Horasan’dan eyledik sökün*
> *Düşürdüler bizi tozlu yollara*
> *Omuzda parlıyor uzun şilteler*
> *Aşırdılar bizi karlı dağlara*
> *Dedemoğlu söyler aşkın bağından*
> *Aşırdılar bizi Yozgat dağından*
> *Anadolu, Sivas şehri sağından*
> *Düşürdüler bizi şu düz çöllere*
>
Bu kolektif hafıza içinde Baraklar, kendi önderlerini de sözlü aktarımla yaşatmışlardır. Bunlar arasında Beydili Beyi Firuz Bey müstesna bir yere sahiptir. Onun, Rakka’ya göç eden Beydili obalarının ve Barakların lideri olduğu sözlü anlatılarda net bir şekilde görülmektedir (Zeyrek, 2009: 26; Andaç Şahin, 2007: 6):
> *Toplandık aşiret geldik Culab’a*
> *Baş bend Firuz Bey’in değil mi?*
> *Emretti beyler konduk yan yana*
> *Hac Ali’nin yurdu Seylan değil mi?*
>
Firuz Bey’in Rakka’daki sürgün şartlarına dayanamayarak oymağının bir bölümüyle İran’a (Acem diyarına) göç etmesi de yine bu anlatılardan öğrenilmektedir. Firuz Bey’in ayrılışından sonra bölgedeki Türkmenlerin başına amcasının oğlu Mehmet Bey reis seçilmiştir (Zeyrek, 2009: 33-34; Ekici, 2024: 307):
> *Yine şenliklendi dereler, düzler,*
> *Ağyar görünce yüreğim sızlar,*
> *Yeşil cübbe geymiş gelinler, kızlar,*
> *Firuz Bey Acem'e geçti turnalar.*
> *Benden selam eylen, anam ağlasın,*
> *Bıraksın ağları, kara bağlasın,*
> *Memet Bey küçücük Kurt Bey eğlesin,*
> *Firuz Bey Acem'e geçti turnalar.*
>
Anlatılarda Beydili kadar adı geçen bir diğer yapı da Beydili taifelerinden Cerid boyu ve Cerid beyleridir (Zeyrek, 2009: 21-23):
> *Rakka’dan beri gelen gaziler*
> *Rakka’nın da gonca gülü soldu mu?*
> *Yenile bir haber duydum oradan*
> *Öldü derler Cerit Bekir öldü mü?*
> *Hükmümüz geçerdi şol kaftan kafa*
> *Bu yalan dünyada koymadık vefa*
> *Haniya Ulaşlı Hacı Mustafa*
> *Alaylan bölük bölük böldün mü?*
> *Cerit Bekir öldüyse açıldı kilit*
> *Yolumuzu bağlar bir kara bulut*
> *Haniya Hacı Ali Bayındır Halit*
> *Kolu bağlı cellatlara vardın mı?*
> *Halid'im de bunu böyle söyledi*
> *İnip aşkım deryasını boyladı*
> *Alçak Arap otururken neyledi*
> *Ciğerimi delik delik deldi mi?*
>
Osmanlı Devleti’nin güvenlik gerekçesiyle uyguladığı Rakka sürgünü, Barak Türkmenleri için yalnızca mekânsal bir yer değiştirme değil, aynı zamanda kültürel bir dönüşüm süreci olmuştur. Yaşanan acılar toplumsal bir travma yaratırken, beraberinde güçlü bir iç dayanışma ve direniş hafızası da getirmiştir. Bu hafıza, kederi ve kimliği koruma arzusunu Beydili Türkmenlerinin hukuksal ve kültürel kodlarıyla harmanlayarak günümüze taşımıştır:
> *Kadıoğlu Yusuf Paşa gelende*
> *Yalan dünya benim derdi Beydili*
> *Seksen bin evle Rakka’ya iskân olanda*
> *Tayı, Muvaliyi kırdı Beydili*
> *Dövülür davullar, iniler dağlar*
> *Harbiler çağrışır analar ağlar*
> *Gürleyip Fiyahan’a konduğu çağlar*
> *Şemseddin'den öbür etti Beydili*
>
Göçe tabi tutulan Barak Türkmenlerinin yaşadığı bu sancılı süreç, göçe eşlik eden Abdallar sayesinde edebiyata ayrıntılı biçimde yansımıştır (Genç, 2021: 241). Barakların Rakka bölgesinde Arap kabileleriyle girdikleri mücadeleler bölgede tutunmalarını zorlaştırsa da bir kültürel etkileşim doğurmuş; yemek kültürü, müzik ritimleri ve bazı dilsel ögelerde sentez meydana gelmiştir:
> *Dövülür davullar çekildi sancak*
> *Koç yiğit atına takındı poncak*
> *Hamedilabbas bu işi tuttu ancak*
> *Göç ile düşmana vardı Beydili*
> *Şeyh Efendi böyle çaldı kalemi*
> *Namı tuttu Beydili'nin alemi*
> *Annek Südoğlu Hüseyin Çelebi*
> *Çarhacınız Cafer olsun Beydili*
>
Rakka’ya göç eden ancak bölgeye uyum sağlayamayan Beydilili Barakların Osmanlı idaresine isyanı ve Yusuf Paşa’nın bu isyanı bastırması olayı destanlaşmıştır (Zeyrek, 2009: 29-30):
> *Seksen dört bin hane iskân olanda*
> *Şemseddin'den ubur tuttu Beydili*
> *Kadıoğlu Yusuf Paşa tayin olundu*
> *Göçinen düşmana vardı Beydili*
> *İmdada gelmeye Şarhavi yırak*
> *Kara günlere koç yiğit gerek*
> *Çok erlik eyledi Bayındır Barak*
> *Tay’ı Muvali’yi sürdü Beydili*
> *Daşbaşoğlu söyler kendi özünden*
> *Methederim Beydili'ni bazından*
> *Alabacak çetelerin düzünden*
> *Orda birin oma dikti Beydili*
>
XVII. yüzyıl şairlerinden Ozan Budala da Beydililerin zayıflamasını şu mısralarla dile getirir (Altınok, 2002: 213):
> *Seksen bin haneyle isyan edince*
> *Anadolu benim dedi Beydili*
> *Kadoğlu'yla Yusuf Paşa gelince*
> *Paylı Mamalı'yı vurdu Beydili*
> *Budala'm der ne olacak halimiz*
> *Ara yerde telef oldu elimiz*
> *Bundan sonra Rakka'dır yolumuz*
> *Rakka'ya sürgün oldu Beydili*
>
Yusuf Paşa’nın isyanı bastırması ve aralarında Beydili Beyi Şahin Paşa’nın da bulunduğu 30 kadar Türkmen beyini öldürtmesi olayı, Ozan Süleyman’ın şiirinde şöyle yer alır (Altınok, 2002: 213; Köksel, 2019: 80):
> *Rakka'dan Culab'a döküldük yola*
> *Kesilen kelleler gelmiyor dile*
> *Suçumuz ne idi sürüldük çöle*
> *Uyan Şahin Bey'im dön bak ardına*
> *Hoyrat girdi aslanların yurduna*
> *Süleyman'ım ne olacak halimiz*
> *Urumeli bekler oldu yolumuz*
> *Kırıldı belimiz Firuz Bey’imiz*
> *Uyan Şahin Bey’im dön bak ardına*
> *Hoyrat girdi aslanların yurduna*
>
Sürgün sırasında yaşanan dramatik olaylar halk anlatılarında efsaneleşerek korunmuştur:
> “Türkmen beyleri kılıçtan geçirilmiştir. Bu sırada kocası öldürülen Beydili aşiret reisinin hanımı üçüz oğlan doğurur. Çocukların öldürüleceğinden endişe duyan kadın, sürgüne gitmeden önce çocukları dağdaki bir mağaraya bırakır. Birkaç yıl sonra Beydili aşireti sürgünden eski yurtlarına döner. Kadın, hizmetçisiyle birlikte çocukları bıraktığı mağaraya gider ve üç oğlunun da sağ olduğunu görür. Bir kurdun çocuklara yiyecek getirerek onları beslediğine şahit olur. Kadın çocuklarını alıp çadırına döner; kara yağız kıllı oğluna **Kurd Karaca**, ince uzun sırım gibi oğluna **Cerid**, kafası iri boynu ince oğluna da **Boynuince** adını verir. Zamanla bu üç kardeşten türeyen obalar Boynuinceli, Karacakurd ve Cerid olarak anılır.” (Altınok, 2002: 214).
>
Rakka ve Culab civarındaki aşiretlerin Abbas Paşa saldırısı sonrası dağılarak Gaziantep bölgesine çekilmeleri ise şu dizelerle aktarılır (Zeyrek, 2009: 37-38):
> *Evvel gelmişte iskân olanda*
> *Dağıttın Culab’ı sen Abbas Paşa*
> *Dört yanımız döndü nara dumana*
> *Dağıttın Culab’ı sen Abbas Paşa*
> *Güneç'le Ulaşlı tırada insin*
> *Kazlı'ya Bayındır arkada dursun*
> *Torun'la Şarkevi hazırlık görsün*
> *Dağıttın Culab’ı sen Abbas Paşa*
> *Haydarlı, Çelebi çıksın bir yana*
> *Kadirli, Araplı döndü aslana*
> *Aşiret siz bakın kara dumana*
> *Dağıttın Culab’ı sen Abbas Paşa*
> *Mehmet Bey’im der ki belim büküldü*
> *Oynaştı harbiler zırhlar söküldü*
> *Dağıldı aşiret ömrüm yıkıldı*
> *Dağıttın Culab’ı sen Abbas Paşa*
>
Tüm bu sözlü edebiyat ürünleri, Barak tarihini ve zihniyet dünyasını aydınlatan değerli birer tarihî kaynak niteliğindedir. Öte yandan, Osmanlı idaresinin iskân politikası zamanla amacına ulaşmış; yerleşik hayata geçişle birlikte tarımsal üretim ve köy yaşamı Barak kültürünün ana bileşeni haline gelmiştir. Mekânla kurulan bu yeni bağ, kültürel aidiyetin “Barak odaları” gibi özgün kurumlar üzerinden yaşatılmasını sağlamıştır.
### Barak Türküleri ve Ozanları
Barak kültürünün tarihsel ve duygusal birikimi, Türk halk müziğinde “Barak Türküleri” (Barak havaları) olarak bilinen özgün bir formun doğmasını sağlamıştır. Uzun havalar, ağıtlar, türküler ve halaylar bu sözlü tarihin taşıyıcısıdır. Barak havaları kendine has ritmik yapısı, makamsal seyri ve tiz seslerden pes seslere doğru yapılan karakteristik icra biçimiyle dikkat çeker. Enstrüman olarak davul, zurna, bağlama, kaval ve cura kullanılır.
Türkülerde işlenen başlıca temalar göç, gurbet, vatan özlemi[^8], sevda, ölüm[^9] ve doğadır; ancak en baskın temayı Rakka Sürgünü[^10] ve bunun getirdiği travmalar oluşturur. Ayrılık, aşk ve yiğitlik temaları başka bölgelerde de görülmekle birlikte “iskân türküleri” doğrudan Barak toplumsal hafızasına özgü nitelik taşır (Köksel, 2019: 81; Ekici, 2024: 303).
Nizip ve çevresinde icra edilen uzun havalar, feryat edercesine tiz seslerle başlayıp koma seslerle aşağı kaydırılan yapısıyla İç Anadolu bozlaklarına benzerlik gösterir. Bu nedenle bölgede bu türküler “bozlak” olarak da adlandırılır (Ekici, 2024: 305, 308-309). Ağıtlar ise Eski Türklerdeki *yuğ* törenlerinin bir devamı niteliğindedir (Hacıgökmen, 2013: 396).
Barakların Horasan’dan Anadolu’ya geliş sürecinde Firuz Bey’in yanında Abdalların reisi ve saz şairi olan Dedemoğlu önemli bir figürdür (Görkem, 2007: 5)[^11]:
> *Böyle bilsem bu Halep’e gelmezdim*
> *Halep’in tahtına zebun olmazdım*
> *Bir başıma olsam hiç kayırmazdım*
> *Hayıf oldu üstümdeki beylere*
> *Dedemoğlu der ki geldim Culab’a*
> *Seksen dört bin erdir gelmez hesaba*
> *Deve koyun çoktur insan kalaba*
> *Susuz hayvan inileşir gollere*
>
İskân dönemini anlatan bir diğer Beydili şairi Taşdemir’dir (Genç, 2021: 241):
> *Dövülür davullar iniler dağlar,*
> *Harbiler çağrışır analar ağlar.*
> *Gürleyip Feyhan’a konduğu çağlar,*
> *Şemsettin'den ubur etti Beydili.*
> *Kadıoğlu Yusuf Paşa gelende,*
> *Yalan dünya benim derdi Beydili,*
> *Seksen bin evle Rakka’ya iskân olanda,*
> *Tayı Muvaliyi kırdı Beydili.*
>
Rakka sürgünlerini konu edinen bir diğer şair ise Budala’dır (Kum, 1963: 37):
> *Duran Bey’im hob cidalar atardı*
> *Gündüz Bey’im bir orduya yeterdi*
> *Mızrak ucu ile alır satardı*
> *Irak çöllerinin kurdu Beydili*
> *Der Budala ya nice olur halimiz*
> *Parekende perişandır ilimiz*
> *Şimdengerü Irak Çölü yurdumuz*
> *Irak çöllerinin kurdu Beydili*
>
Barak kültüründe türküleri ve şiirleriyle anılan başlıca ozan ve figürler arasında Karacaoğlan, Âşık Kerem, Garip, İskân, Hüseyin Ağam, Bey Velet ve Şahsenem gibi isimler yer almaktadır (Avcı, 2020: 1525-1526).
Barak anlatılarında adı geçen bir diğer şahsiyet de Barak Baba’dır. Bazı müellifler onun Tokat kökenli bir Alevi dedesi olduğunu ve İlhanlı saray çevresinde bulunduğunu belirtirler (Ocak, 1992: 62). Ahmet Yaşar Ocak, kaynaklara dayanarak Barak Baba ve dervişlerinin Şam’a gelişindeki kıyafet ve hallerini şöyle aktarır:
> “Barak Baba'nın Şam'a gelişini anlatırken gerek kendisinin gerekse dervişlerinin kıyafetlerine, hal ve tavırlarına geniş yer ayıran kaynaklarda onunla beraber dolaşan 100 kadar dervişin aynı biçimde giyindikleri belirtilir. Başlarında iki yanında boynuzlar olan keçe külahlar bulunuyordu. Saç ve sakalları kazınmıştı ancak gür bıyıkları vardı. Boyunlarında küçük çanlardan ve boyalı aşık kemiklerinden yapılmış kolyeler taşıyorlardı. Barak Baba, zaman zaman dervişlerinin çaldığı davulların temposuna uyarak raks ediyordu.” (Ocak, 1992: 62).
>
Barak Baba ile Barak Türkmenleri arasında doğrudan bir soy bağına dair kesin tarihî belge bulunmamakla birlikte, onun merkezi otoriteye direnen, bağımsız ve özgürlükçü derviş imgesi Türkmenler tarafından benimsenmiş ve manevi bir figür olarak yaşatılmıştır (Şahin, 2022: 64).
### Barak Halk Oyunları
Barak halk oyunları, konar-göçer yaşamın ve çekilen zorlukların ritüelleşmiş bir ifadesidir. Oyunlarda hüzün, savaş, sevinç ve imece temaları işlenir.
Oyun esnasında ekibin önünden kürekle dumanı tüten üzerlik geçirilerek tütsü yapılması, nazardan ve kötü ruhlardan korunma amacını taşır ki bu gelenek Eski Türk Şamanizm inancının bariz bir izidir. “Hasan Dağı”, “Gaba (Kaba)” ve “Düz-Şirvani” oyunları, Rakka Göçü’nü ve bu göçe gösterilen toplumsal tepkiyi canlandırır. Sadece erkekler tarafından oynanan “Ağır Halay” ile kadınların kına gecelerinde oynadığı “Karşılama” oyunları da kültürün önemli ögelerindendir (Genç, 2021: 242).
E. Genç, bu oyunların sosyo-kültürel anlamını şu şekilde açıklar:
> “Oyunlardaki bazı figürlerin kurda karşı sürüyü korumayı çağrıştıran hareketlere benzer olduğu görülür. Bozkır yaşam tarzı, obalar arası mücadeleler ve avlanma figürlere yansımıştır. 'Hasan Dağı' oyunu bir deneyim aktarımıdır; başoyuncu obanın en yaşlı ve tecrübeli kişisidir. 'Kaba' oyununda halaya kalkış göçün başlama sürecidir. Baştaki oyuncunun mendili tutması ve titretmesi göç kervanına hâkimiyetini simgeler. Oyuncuların beyin mendilinin altından geçmesi bir saygı unsurudur. Davul ve zurnanın tiz tonları iskânın hüznünü ve isyanını yansıtır.” (Genç, 2021: 244-246).
>
### Barak Odaları
Yerleşik hayata geçişle birlikte ortaya çıkan “Barak Odaları”, toplumsal yaşamın, misafirperverliğin ve idari/hukuki kararların merkezinde yer alan özgün mekânlardır.
Bu odalarda yolcular, garip ve misafirler karşılıksız ağırlanır. Odalar aynı zamanda köy meclisi işlevi görür; ihtilaflar çözülür, kan davaları barışla sonlandırılır, köy ile ilgili kararlar alınır. Düğünlerde erkek kınası, vefatlarda taziye yeri olarak kullanılır. Cemaat sohbetlerinde hikâyeler anlatılır, mırra (acı kahve) içilir ve Barak havaları söylenir. Odada alınan kararlara uymayanlar toplumdan tecrit edilir (Avcı, 2020: 1525). Evin kadınları tarafından halı, kilim ve kumaşlarla süslenen bu odalar adeta yaşayan birer etnografik müzedir.
### Barak Kilimler
Barak kilimleri, dokuyan kadının duygu dünyasını, inancını ve aşiretin tarihsel hafızasını tezgaha yansıttığı sembolik halk sanatlarıdır. Gaziantep bölgesi ile Kaş/Teke bölgesine göç eden Barakların dokuduğu kilimler bu alandaki başlıca örneklerdir:
> “Bu kilimlerde renkler çok canlı ve parlaktır. Sarı, mor, çivit mavisi, kırmızı, yeşil ve pembe gibi renkler bir arada kullanılır. Yaklaşık 9 kg ağırlığa ulaşabilen sergi/yaygı kilimlerinin yanı sıra oda bölmede kullanılan 'bölgü/askı kilimi' ve yüklük örtüsü veya göç kilimi olarak kullanılan 'örtü kilimleri' çeşitleri bulunmaktadır.” (Yıldız, 2012: 150).
>
Kilimlerde kullanılan motifler ve anlamları şunlardır:
* **Su yolu:** Belirli bir düzeni,
* **Pıtrat:** Süreklilik ve bereketi,
* **Göz:** Nazar ve kem gözlerden korunmayı,
* **Hayat ağacı:** Sonsuzluğu,
* **Elibelinde:** Annelik ve dişiliği,
* **Koçboynuzu:** Erkeklik ve gücü,
* **Kurt izi:** Göçebe yaşamı ve koruyuculuğu,
* **Kuş:** Sevgi ve mutlu haberi simgeler (*Mimesis*, 2023).
### Nazar Adetleri ve Deg (Dövme) Geleneği
Baraklarda nazardan korunmak için üzerlik yakma, Felak ve Nas surelerini okuma, kurşun dökme ve muska gibi pratiklerin yanı sıra en dikkat çekici gelenek “deg” adı verilen dövme uygulamasıdır.
İs ile koyunun safra kesesinden alınan sıvının karışımıyla elde edilen boya, iğne yardımıyla cilde işlenir. Dövmeyi genellikle “gurbet” denilen işin ehli kadınlar veya Abdallar yapar. Abdalların yaptığı dövmelerin Şamanist ve totemik kökenler taşıdığı değerlendirilmektedir (Kazcı, 2022: 289; Özdemir, 2021: 60, 64).
Deg geleneği kadınlarda estetik bir süs olmanın ötesinde; kişinin mensup olduğu aşireti, ailevi statüsünü ve sosyal kimliğini gösteren bir simgedir (Demir, 2021: 5, 72-73).
Ö. Kazcı, Barak Ovası’ndaki dövme motiflerini ve adlandırmalarını şöyle aktarır:
> “Motifler bitkisel, hayvansal, geometrik ve figüratiftir. Ay (hilal), yıldız (necme), güneş (şems), ceren (gazal), hayat ağacı, makas, tarağın yanı sıra üç noktalı 'firece' sıkça yapılır. El üzerine yapılanlara 'nûr', kola yapılanlara 'mıhaddet binte’l-melik', dudak kenarına yapılanlara 'rusme', bacağa yapılanlara 'imşat', alnın ortasına yapılanlara 'hilal', çene altına yapılanlara ise 'er-revâk' denilmektedir.” (Kazcı, 2022: 290-292).
>
Dövme yaptırma nedenleri arasında şunlar yer alır:
* Estetik görünme ve evliliğe hazırlık,
* Kuma gelmesini engelleme ve doğurganlığı artırma,
* Nazardan ve hastalıklardan korunma,
* Baş ağrısını giderme (şakak dövmeleri) ve çocuk ölümlerini engelleme (sağaltma pratiği),
* Aşiret aidiyetini ve damgasını taşıma (Öncül, 2012: 91; Demir, 2021: 72-74; Kazcı, 2022: 284-285).
## SONUÇ
Barak kültürü; göçebe Türkmen yaşam tarzı, İslam öncesi Türk gelenekleri, İslami ögeler, Osmanlı idari yapısı ve coğrafi koşulların etkileşimiyle şekillenmiş köklü bir bütündür.
Bu kültürün öne çıkan ilk ögesi, Türkiye Türkçesi ağızları içinde özgün bir yere sahip olan ve Orta Asya ile Arapça-Farsça katmanlarını barındıran “Barakça” (Barak ağzı) yapısıdır. Sürgünlerin, gurbetin ve acıların dile geldiği Barak havaları (bozlaklar, ağıtlar ve halaylar) sözlü tarihin en güçlü taşıyıcısıdır. Davul-zurna eşliğinde oynanan halk oyunları ve geleneksel ritüeller toplumsal dayanışmayı pekiştirmiştir.
Barak odaları, yerleşik hayata geçişle birlikte mimari ve sosyal alanın en nitelikli kurumu haline gelmiş; birer halk meclisi ve misafirhane olarak kültürün yaşatılmasını sağlamıştır. Dokunan kilimlerdeki motifler ile cilde işlenen “deg” (dövme) geleneği, sosyo-kültürel kimliğin, estetik anlayışın ve inanç sisteminin somut göstergeleridir.
Günün şartlarında kentleşme ve modernleşme etkilerine maruz kalsa da Barak kültürü; dernekler, festivaller ve bilimsel araştırmalar vasıtasıyla varlığını sürdürmektedir. Özetle Barak kültürü; Oğuzların Beydili boyuna ait tarihsel ve sosyolojik hafızayı bünyesinde barındıran, konar-göçerlikten yerleşikliğe geçişin izlerini taşıyan zengin bir Anadolu Türkmen mirasıdır.
# International SOCIAL SCIENCES STUDIES Journal
**Open Access Refereed E-Journal & Indexed & Publishing**
**e-ISSN:** 2587-1587 | **REVIEW ARTICLE** | History
### Makale Bilgileri / Article Information
* **How to Cite This Article:** Gürtaş Dündar, D., Kaya, E. E. & Aslan, M. (2025). “Rakka Göçünün Beydili-Barak Türkmenleri Üzerindeki Kültürel Yansımaları”, *International Social Sciences Studies Journal*, 11(8), pp. 1366-1378. DOI: https://doi.org/10.5281/zenodo.16936099
* **Arrival:** 27 May 2025
* **Published:** 25 August 2025
### Yazar Bilgileri
* **Derya Gürtaş Dündar:** Doç. Dr., Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Aydın, Türkiye. ORCID: 0000-0002-4432-646X
* **Ertuğrul Erdal Kaya:** Badıllı Beydili Dernekler Birliği Genel Başkanı.
* **Mustafa Aslan:** Gaziantep Beydili Barak Federasyonu Genel Başkanı.
## KAYNAKÇA
* Altınok, B. Y. (2002). Rakka ve Orta Anadolu ekseninde bir oymağın tarihi (Ceritler). *Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi*, 8(21), 211-224.
* Andaç Şahin, Ö. (2007). *Gaziantep'te yaşayan Barak Türkmenlerinin inanç adet ve gelenekleri* (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri.
* Avcı, C. (2020). Kültürel bellek mekânı: Barak odası ve geleneği. *Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi*, 9(4), 1519-1533.
* Dağı, F. (2020). *Barak Türklerinde ölüm*. İçinde: Dil ve Edebiyat Araştırmaları. Ankara: İksad Yayınları.
* Demir, A. Y. (2021). Gaziantep Baraklarında dövme geleneği, kimlik inşası ve cinsiyet ilişkileri. *Istanbul Anthropological Review*, 1, 59-85. https://doi.org/10.26650/IAR2021-20
* Ekici, S. (2024). Gaziantepli Şerif Akbağ ve Kırşehirli Muharrem Ertaş’ın üslûp özellikleri bağlamında Barak ve bozlak havaları. *Zeitschrift für die Welt der Türken (ZfWT)*, 16(1), 297-314. https://doi.org/10.46291/ZfWT/160119
* Genç, E. (2021). Barak Türkmenlerinde halk oyunları. *Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi*, 5, 235-259.
* Görkem, İ. (2007). *Türk göçer şairlerine ait eserleri derleme, inceleme ve değerlendirme sorunları (Dadaloğlu’nun ‘Kalktı Göç Eyledi’ türküsünden hareketle)*. II. Kayseri ve Yöresi Kültür, Sanat ve Edebiyat Bilgi Şöleni Bildirileri (10-12 Nisan 2006), ss. 1-10. Erciyes Üniversitesi, Kayseri.
* Hacıgökmen, M. A. (2013). *Türklerde yas âdeti temelleri ve sonuçları*. İçinde: Tarihçiliğe Adanmış Bir Ömür: Prof. Dr. Nejat Göyünç’e Armağan (ss. 393-423). Konya: Selçuk Üniversitesi Yayınları.
* Hartavioğlu, Z. (2013). *Barak müziği ve geleneğinin tespiti* (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edirne.
* Kaşgarlı Mahmud (2005). *Divân-ü Lügati’t-Türk* (Çev. S. Erdi & S. T. Yurteser). İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
* Kazcı, Ö. (2022). *Beden nakışlarının dili: Barak Ovası’nda dövme geleneğinin izlerine yolculuk*. İçinde: Orta Asya’dan Anadolu’ya Baraklar Gaziantep (ss. 273-345). Gaziantep: Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
* Köksel, B. (2019). Barak iskân şiirlerinde ve türkülerinde Osmanlıya başkaldırı. *Gaziantep Üniversitesi Ayıntab Araştırmaları Dergisi*, 2(1), 77-88.
* Kum, N. (1963). Türkmen Barakları. *Türk Etnografya Dergisi*, 5, 27-65.
* Ocak, A. Y. (1992). Barak Baba. *TDV İslâm Ansiklopedisi* (Cilt 5, ss. 61-62). İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı.
* Öncül, K. (2012). *Kültürümüzde dövme geleneği*. Kars: Kafkas Üniversitesi Türk Halk Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayınları.
* Özdemir, B. (2021). *Gaziantep Barak Türkmenlerinde nazarla ilgili rahatsızlıklara yönelik sağaltım yöntemleri üzerine bir inceleme (Gökçeli Köyü örneği)*. Motif Vakfı Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu Bildirileri (Cilt II, ss. 51-66).
* Öztelli, C. (1965). Yunus Emre dolayısıyla Barak Baba, Taptuk Emre. *Türk Dili Aylık Dil ve Edebiyat Dergisi*, 14(167), 732-735.
* Sansar, M. F. (2013). 19. Yüzyılda Çukurova Türkmen aşiretleri I: Cerid ve Tecirliler. *Studies of the Ottoman Domain*, 3(5), 1-17.
* Sümer, F. (1972). *Oğuzlar (Türkmenler): Tarihleri, boy teşkilatı, destanları* (2. bsk.). Ankara: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları.
* Şahin, A. (1962). *Güney Anadolu’da Beydili Türkmenleri ve Baraklar*. Ankara: Doğuş Matbaası.
* Şahin, İ. (2022). Barak adı ve etnotoponimlerden hareketle Barakların ana yurdu meselesi. *Dil Araştırmaları*, 16(30), 53-66.
* Tanyol, C. (2014a). Baraklarda örf ve adet araştırmaları I. *İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi*, 2(7), 71-108.
* Tanyol, C. (2014b). Baraklarda örf ve adet araştırmaları III. *İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi*, 2(9), 67-96.
* Yıldız, A. (2012). Teke Yöresinde Barak kilimleri. *Ariş Sanat Tarihi Dergisi (Türk Dünyasında Halı ve Düz Dokuma Sempozyumu Özel Sayısı)*, 8, 148-159. https://doi.org/10.34242/akmbaris.2019.45
* Zeyrek, G. (2009). *Barak Türkmenleri* (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kırıkkale.
### İnternet Kaynakları
* *Style of Mimesis* (2023). Gaziantep kilimleri 1. Erişim adresi: [https://www.styleofmimesis.com/2023/02/gaziantep-kilimleri-1.html](https://www.styleofmimesis.com/2023/02/gaziantep-kilimleri-1.html) (Erişim Tarihi: 10.04.2025).
* *Gaziantep Beydili Barak Türkmenleri Derneği*. Hizmetlerimiz. Erişim adresi: [https://www.begdilibarakturkmenleri.org.tr/hizmetlerimiz.html](https://www.begdilibarakturkmenleri.org.tr/hizmetlerimiz.html) (Erişim Tarihi: 22.04.2025).
[^1]: Örneğin Gaziantep Beydili (Beğdili) Barak Federasyonunun ambleminde Beydili Türkmenlerinin tamgası olan sembol kullanılmaktadır.
[^2]: Beydili boyu, Oğuzların Bozok kolunun Yıldız Han soyuna mensup bir boydur. Kaynaklarda Beg-tili, Beydili, Beğdili, Beydilli, Badıllı, Begdili, Beg-dili, Şadili, Dili, Tili gibi ses değişmeleri görülse de makalede "Beydili" yazımı tercih edilmiştir.
[^3]: Bunu gösteren en önemli unsurlardan biri, Gaziantep Beydili (Beğdili) Barak Federasyonunun kurulması ve Barakların en büyük aşiretlerinden Kürdülü Aşiretinin de dernekleşerek kendilerini Beydili boyuna mensup ilan etmeleridir.
[^4]: Faruk Sümer, Beydililerin Barakları Beydili boyuna mensup olmadıkları gerekçesiyle Türkmen saymadıklarını iddia etmektedir (Sümer, 1972: 194-195).
[^5]: Beydili boyu Anadolu’ya geldikten sonra Urfa Karacadağ bölgesine yerleşmiş; Osmanlı hâkimiyetine girdikten sonra Dulkadirli Türkmenlerini (Ulusu) oluşturan boylar arasında yer almıştır. Cerid ve Tecirli aşiretlerinin isimleri XIV. yüzyılda Dulkadirli Türkmenlerini oluşturan gruplar arasında zikredilmektedir (Sansar, 2013: 2).
[^6]: Feriz Bey, Firuz Bey, Feruz Bey gibi isimler halk arasında değişkenlik gösterse de makalede yaygın kullanım olan "Firuz Bey" tercih edilmiştir.
[^7]: Barak şairi Süleyman, Yusuf Paşa’nın isyanı bastırmasını şiirinde şu şekilde anlatmaktadır (Köksel, 2019: 80; Altınok, 2002: 213).
[^8]: Örneğin: *Barak’tan Geldim*.
[^9]: Örneğin: *Anam Ağlar Başucumda Oturur*.
[^10]: Örneğin: *Rakka Yolları Taştan*.
[^11]: İ. Görkem’e göre, Türk saz şiiri tarihinde "Dedemoğlu" mahlaslı iki şair bilinmektedir: İlki Firuz Bey’in maiyetindeki aşiret şairi olan XVIII. yüzyıl şairi Dedemoğlu, diğeri ise Çorum civarında yaşamış olan Alevi-Türkmen kimlikli Dedemoğlu’dur (Görkem, 2007: 5).
Yorumlar
Yorum Gönder